Umur ve Umut
Deyimler, atasözleri, hatta vecizeler çok temel ve basit olan bir hakikati özlü sözle ifade edebilmek hem de diğer insanların kolayca kullanıp bu sözün anlattığı hakikatten uzaklaşmasınlar diye denmiş ve densin istenen sözlerdir. Meselâ Latince finis origine pendet deyimi ne güzel anlatır sonun ya da sonucun, başlangıca bağlı olduğunu. Başlangıcını, kökenini, nereden geldiğini, yola nasıl çıktığını ya da nasıl var olduğunu bilmek, akıbeti bilebilmek, öngörebilmek yahut tahmin edebilmek için çok önemlidir. Başlangıcı bilmek kendi sonunu öngörmek isteyen için olduğu kadar, başkasının sonunu tahmin edebilmek isteyen için de lâzımdır.
4 Temmuz 1776’da kurulan veya yolculuğa başlayan Amerika Birleşik Devletleri, başlangıcına bugüne kadar pek aldırış etmedi. Sonunun bilgisinin başlangıcında olduğunu umursamadı. Geriye bakmadan ve attığı her adımı doğru attığı kanaatiyle hep ilerledi. Oysa yürümeyi öğrenebilmesi için ilk adımlarını atarken elinden tutanlar vardı. O zaman düşmeden yürüyebilsin diye elinden tutanlar belki de hiç elini bırakmadı şimdiye kadar. Belki de ABD, yürümenin böyle bir fiil olduğunu, yürütenin değil de yürütülenin bu eylemin öznesi olduğunu sandı hep.
Daha başlangıçta dışarıdan gelecek tehditler Amerikalıların umurunda değildi. Umursamıyordu Avrupa’dan gelecek herhangi bir tehdidi. Amerika’nın güvenliği İngilizlerin umuruydu ve Atlantik ötesinden Amerika’ya yönelik herhangi bir tehdidin önüne geçmeyi hem sahip oldukları deniz hâkimiyetinin gereği hem de Amerika’yı kendi nüfuz alanında tutmanın gereği olarak İngilizler umursuyordu. 1823 yılında Avrupalılara yönelik yayımladığı Monroe Doktrini de bu sayede yayımlanmıştı. Sayede olan her şey gibi sayenin ve sayenin sahibinin eseri sayılmalıydı aslında. Nitekim gölgede ölçülen sıcaklığın güneşli alandan daha az olması bile gölgeden ötürüdür. Yani gölgenin sayesindedir.
Amerika Birleşik Devletleri uzun bir süre umur görmemişti ve umur görmeden büyümüştü. Büyük olmanın, güçlü olmanın, hatta en güçlü olmanın ya da görünmenin nedenini bilmediği gibi nasılını da bilmiyordu. Nedenini bilmiyordu, çünkü bedelini ödemediği bir imkâna erişmişti. Nasılını bilmiyordu, çünkü bidayetten olmayan / Tanrı vergisi olmayan bir kabiliyetin eserine sahipti. Nedenini ve nasılını bilmeyenin, niçinini (ne için olduğunu) bilmesi de beklenemezdi. Niçinini bilen,........
