Coğrafya dersi!
Bakın astronomi ve coğrafya olmadan yönünüzü bulamazsınız. Kıbleyi bulamazsınız. Zaman ve mekân, gökle yer arasındaki döngü ile idrak edilir. Allah (cc) asra ve arşa yemin eder. Doğudan-batıdan, gökten ve yerden bahseder.. Biz yer ve gök hakkında kâmil bir bilgiye sahip değiliz. İslam inanışında toprakta mülkiyet yoktur, intifa vardır. Sınırlar intifa alanıdır. İntifada bulunanlar, topraktan vurup aldıklarının (maden ve yer altı kaynakları) ’sini, toprak üzerinde işlem yaparak elde ettiklerinin (tarım ve hayvancılık) ’unu, ticaret yolu ile elde ettiklerinin ve yıllık ihtiyaç fazlası biriktirdiklerinin her yıl %2,5’unu zekât olarak vermek zorundadırlar. Bilir misiniz, Namık Kemal “Vatan yahut Silistre”yi yazdıktan sonra bu bir tiyatro eseri olarak oynandı. Oyun sonrası olaylar çıktı ve Namık Kemal Magosa’ya sürüldü. “Vatan” kelimesi üzerinde düşünmek gerek. Oysa toprak “ana” idi ve âdemoğullarına aitti, tıpkı gökyüzü gibi. Sınırlar kişisel ya da topluluklar, halklar ve ülkeler için ancak “intifa” alanı idi. “Ulus” kavramı 1648 Vestfalya sürecinde, işgal ve sömürü mirası üzerinden bir tanımlama idi. Ulus tanımını kimi toprak üzerinden (Britanya ve ABD), kimi kan (Almanya), kimi dil (Türkiye), kimi de din üzerinden (Vatikan, Katoliklerin ilk, ortak ve vatanları), kimi de kilise üzerinden (Ortodokslar) okudu. İslam’da “din kardeşliği” vardı ama hilafetle o da işlevsiz bırakıldı. Aslında Türk birliğinde dil birliği yok, onun için “Kültür Birliği” tanımı da yapılıyor. Kimilerine göre Türkler “Tarih Birliği” içinde tanımlanmalıydı. Aslında Ankara’daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bu kafa karışıklığına çözüm bulması için kurulmuştu. Ve bu konuda çoğu Yahudi, Almanya’dan, Balkanlardan gelen akademisyenler ders veriyordu. TTK, TDK da öyle; Ermeni kökenli Agop Dilaçar yeni bir dil icat edecekti, Moiz Kohen (Tekinalp) Kemalizm’i “Türk'ün Dini” hâline getirmek istiyordu. Bunun için yeni amentüler, yeni mevlitler yazıldı. Lazaro Franco ise Türk Ocaklarının ana sponsoru idi. Bakın, ulus yoktu bizim geleneğimizde ama “yurdumuz” vardı, “memleketimiz”, “ülkemiz” vardı ama bugün bunlar arasındaki farkı ve bunların anlamlarını çoğu kimse bilmez. Bunlar okullarda da okutulmaz. Nereden bu konu aklıma geldi derseniz, İstanbul Ticaret Üniversitesinin dekanlarından, daha önce Moritanya, Çad, Senegal gibi ülkelerde büyükelçilik görevlerinde de bulunan @ahkavas’ın bir paylaşımını gördüm. X’teki paylaşım şöyleydi: “ABD tek başına reddetse de, 6 üye çekimser kalsa da, 21 ülke ise oylamaya katılmasa da Birleşmiş Milletlerin 164 üyesi, 1512 yılında bugünkü Belçika sınırları içindeki Flandre'da doğan filozof, ilahiyatçı, coğrafyacı ve harita çizici Gerardus Mercator’un ismiyle 1569 yılından itibaren bilinen projeksiyona göre çizilen haritada kasıtlı olarak küçük gösterilen Afrika’nın bundan böyle gerçek ölçeğine uygun gösterilmesi yönünde oy kullanmış ve kabul edilmiş. ABD hiçbir oylamada bu kadar yalnız kalmamıştı. Bu sefer coğrafya bilimine karşı olması yüzünden hiçbir ülke onunla hareket etmemiş.” Ben bu konuyu 1980’lerin başında, yani bundan 46 yıl önce tartışmaya açmıştım. Bugün hâlâ piyasada olan “Coğrafi Keşiflerin İçyüzü” kitabı ile bunu anlatmaya çalıştım ama bilim dışı olmakla, komplocu olmakla suçlandım. Alay konusu edildim mizah dergilerinde; o zamanki Hürriyet’te ve Günaydın’da saçma iddialarda bulunmakla suçlandım. Harita zannedildiği gibi masum değildir; projeksiyon bir siyasi tercihtir. Dünden bugüne bu konuda neler yaşandı derseniz: 1569 Mercator, 1855/1973 Gall-Peters (aynı tartışma, aynı alaylar), 1979 McArthur'un ters haritası, 1980'ler senin Coğrafi Keşiflerin İçyüzü'n, 2016 AuthaGraph, 2018 Equal Earth, 2026 BM kararı. Şimdi sıra........
