Yakup Karbuz yazdı: Başkasının Hikâyesinde Kendini Bulmak: Rex
Canlı Yayın Tekrarları
Popüler Kültür Tiyatro Sinema Müzik
Yakup Karbuz yazdı: Başkasının Hikâyesinde Kendini Bulmak: Rex
YK Yakup Karbuz · 16 Ağustos 2026 • 4 Dakika 44 Saniye · 0 yorum
Başkasının Hikâyesinde Kendini Bulmak: Rex
Serkan Türk’ün Rex romanını okumak nasıl da iyi geldi bana. “Özlemek ne büyük boşluk. Tanıdığın, bildiğin hiçbir şeye benzemiyor.” cümlesi bence romanın ruhunu en çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Türk’ün romanlarını bitirince kafamda dolaşıp durur kahramanları. Zaman zaman sohbet eder, kimi kez kızar, çoğu kez de oturur, efkârlanırım onlarla. Rex’i bitirdiğimden bu yana kendi gönüllü sürgününü yaşayan öğretmen beyle konuşup duruyorum. Hemşireyle aşk yaşasa nasıl olurdu? Keşke biraz daha fazla karışsaydı hayata. O kadar çocuk ruhlu olmasaydı. İncinmeseydi.
Rex’in ilk sayfalarında hikâyesinin nereye doğru akacağını ufak ufak merak etmeye başlamıştım. Alışık olduğum Serkan Türk’ün anlatı biçiminin biraz dışında, farklı bir metin miydi okuduğum? (Kitabın sonlarına doğru boğazımın yeniden düğümlenmesiyle ilk izlenimimin ne kadar hatalı olduğunu anladım tabii.) “Dün el ele geçtikleri yolu, bu defa yalnız yürüdü.” Sadece alıntıladığım şu cümlenin içinde bile saklı olan yüzlerce sayfa var benim için. Bütün tek edilişlerim, tüm geriye bakarak gidişlerim, hepsi o kısacık cümleyle birlikte yüreğime gelip oturdu. Hangi yazar bu kadar sahici bir yerden yakalayabilir ki hayatı? Serkan Türk bir büyücü gibi. Zamanı dalga boyuna taşıyıp sizi çekip alıyor bugünden.
Rex üzerine anlatılacak, yazılacak çok şey var elbette. Okurun merakını diri tutmak için fazla ipucu vermeyeceğim. Ancak birazdan paylaşacağım bazı sözcükler ve cümlelerin sizi romana çağıracağına eminim. O dalga boyuna sizler de kapılıp bir başkasının hikâyesini okuduğunuzu sanırken kendinizle yüzleşeceksiniz. O başkası siz olacaksınız.
Kitaba dönmeden şunu da belirtmeliyim. Yapay zekânın çılgınca hayatımıza girdiği, insanların kendi sözcüklerinden vazgeçip her şeyi ona yazdırmaya başladığı günümüzün bu yozlaşmasına karşı büyük bir direniş metni gibi de okudum Rex’i. Bilgisayardan, cep telefonundan uzak, sanki 90’lı yılların Türkiye’sinin küçük bir simülasyonunda yaşayan kahramanlar vardı. O doğallığı, o gerçekliği derinden özlediğinizi anlıyorsunuz. O fark ediş, yazarın, az önce söylediğim, çıldırtan bir salgın gibi her yere yayılan bu yapaylığa isyanı gibi de geldi bana. Yaşlı karakterler, orta yaşın içindeki ana karakterler, hepsi gerçeklik çağına bir selam gibiydi.
Yazılarımda çocukluk ve gençlik dönemlerimizden sıkça söz eden biriyim. Sanırım aynı isyan benim için de geçerli.........
