menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kadın 2026’da, Erkeklik Kaç Yılında?

11 0
20.09.2026

Kuzey Kıbrıs’ta kadın cinayetleri, kontrolsüz büyüme ve değişime yetişemeyen erkeklik üzerine

Kuzey Kıbrıs birkaç on yılda tanınmayacak kadar değişti. Kentler büyüdü, nüfus hareketlendi, hayat pahalılaştı, kadınların toplumdaki yeri değişti. Peki, erkeklik ve kurumlar aynı hızla değişebildi mi? Bundan pek emin değilim. Kadın cinayetlerini yalnızca katilin son eylemine bakarak açıklamak kolay. Zor olan, cinayete giden yolun nerede başladığını ve o yolu kaç kez kesebileceğimizi görmek.

Bir kadın öldürülüyor.

Fotoğrafını gazetede görüyoruz. Birkaç gün öfkeleniyoruz. Sosyal medyada “Bir kadın daha”, “Yeter artık” diyoruz. Sonra, itiraf edelim, hayatımıza dönüyoruz.

Bir sonraki cinayete kadar.

Ben artık şu sorunun tek başına yeterli olduğunu düşünmüyorum:

Bu adam bunu nasıl yaptı?

Daha zor olanı sormak gerekiyor:

Bu adam bunu yapabilecek noktaya nasıl geldi ve biz o yolu neden göremedik?

Çünkü kadın cinayeti çoğu zaman cinayet günü başlamıyor.

İlk “Neredesin?” sorgusunda başlayabiliyor. Telefonun kontrol edilmesinde, arkadaşlarla görüşmenin yasaklanmasında, ilk aşağılamada, ilk tokatta…

“Seni kimseye yar etmem.”

Biz bunu yıllarca filmlerde, şarkılarda aşkın şiddeti olarak dinledik.

Oysa bazen düpedüz ölüm tehdididir.

Şiddetin ilk silahı yumruk değildir

Bir adam eşini döverse şiddeti tanıyoruz.

Ama telefonunun şifresini istemesini, ne giyeceğine karışmasını, çalışmasını istememesini aynı kolaylıkla şiddet olarak görüyor muyuz?

Parasını kontrol eden, arkadaşlarından uzaklaştıran, ayrıldıktan sonra evinin önünde bekleyen adama hâlâ “kıskanç”, “çok seviyor”, “biraz maço” diyebiliyoruz.

Belki de ilk temizlememiz gereken yerlerden biri dilimiz.

Sahiplenmeye sevgi, kıskançlığa tutku, kontrole ilgi dediğimizde şiddetin ilk işaretlerinden bazılarını kendimiz görünmez hâle getiriyoruz.

Bizim memlekette ne oldu?

Kuzey Kıbrıs son birkaç on yılda sadece büyümedi.

Başka bir şeye dönüştü.

Girne’ye, İskele’ye bakın.

Bir zamanların küçük sahil kentlerinden bugün yüksek apartmanları, rezidansları, kumarhaneleri, gece hayatı, trafik keşmekeşi ve sürekli değişen nüfusuyla bambaşka bir şehre geldik.

Sabah Gönyeli-Lefkoşa trafiğinde yan yana duran otomobillere bakın. Aynı küçücük coğrafyada yaşayan fakat birbirlerinin hayatlarına giderek daha az temas eden birçok farklı Kuzey Kıbrıs göreceksiniz.

Bir de konut meselesi var. Sterlinle yükselen kiralar, ev sahibi olmanın giderek uzaklaşması, kendi hayatını kurmak isteyen gençlerin karşısındaki ekonomik duvar…

Bunları “Ah, eski Kıbrıs ne güzeldi!” nostaljisi için söylemiyorum. O hikâyeye pek inanmıyorum.

Eskiden de kadın dövülüyordu. Eskiden de susturuluyordu. Belki daha kolay susturuluyordu.

Ama bugün eski sorunların üzerine çok hızlı bir toplumsal dönüşüm bindi.

Ve bunun insan ilişkilerine, aileye, yalnızlığa, öfkeye ne yaptığını doğru dürüst bilmiyoruz.

Büyümek başka, kalabalıklaşmak başka

Bir ülkeye insanların gelmesi sorun değildir. Farklı kültürlerin yan yana yaşaması da sorun değildir.

Sorun, toplumun değişim hızıyla kurumlarının değişim hızının birbirinden kopmasıdır.

On binlerce insanı üniversitelere kaydetmek eğitim politikası değildir. Apartman dikmek kentleşme değildir. Yabancı sermaye çekmek de tek başına kalkınma sayılmaz.

İnsanları aynı coğrafyada yaşatmak toplum kurmaya yetmez. Ortak hukuk, ortak haklar ve ortak sorumluluklar da gerekir.

Bunları kuramazsanız büyümezsiniz.

Sadece........

© Yeni Düzen