menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gücün Hukuku mu, Hukukun Gücü mü?

18 0
25.09.2026

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres'in Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki son konuşmasını okurken, yalnızca dünyanın içinden geçtiği krizlere ilişkin bir değerlendirme okumadım. Daha önemli olan, bugünün dünyasını anlamak için ortaya koyduğu kavramsal çerçeveydi: Güç değişiyor. Güç merkezleri çoğalıyor. Dünya çok kutupluluğa ilerliyor. Ancak asıl mesele, bu gücün nasıl yönetileceğidir.

Guterres'in dikkat çektiği en önemli noktalardan biri, çok kutupluluğun artık geri döndürülemez bir gerçeklik olduğudur. Fakat çok kutupluluk kendi başına barış, istikrar veya adalet üretmez. Güç merkezlerinin çoğalması, dünyayı iş birliğine de çatışmaya da götürebilir. Mesele, çok kutuplu dünyanın nasıl bir dünya olacağıdır.

Bu nedenle Guterres'in kullandığı “ağlarla birbirine bağlı çok kutupluluk” kavramı üzerinde özellikle düşünmek gerekiyor. Hiçbir güç, bugünün sorunlarını tek başına çözemez. Rekabet kaçınılmaz olabilir; ancak rekabetin çatışmaya dönüşmesi kaçınılmaz değildir. Bunun yolu, karşılıklı bağımlılıkları kabul etmekten, iş birliği ağlarını güçlendirmekten ve ortak kuralları korumaktan geçiyor.

Guterres'in belki de en güçlü önermesi de burada karşımıza çıkıyor:

“Gücün hukuku değil, hukukun gücü egemen olmalıdır.”

Guterres'i okurken aklıma İspanyol sosyolog Manuel Castells geldi. Castells yıllar önce, dünyayı anlamak için artık yalnızca merkezlere, kurumlara ve hiyerarşilere bakmanın yeterli olmadığını; giderek daha fazla ağlar üzerinden örgütlenen bir dünyada yaşadığımızı anlatmıştı. Gücün de yalnızca bir merkezde toplanmadığını, ağlar içinde ve ağlar aracılığıyla üretildiğini ve........

© Yeni Düzen