menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cemaatler aslî görevlerine odaklanmalı-2

16 0
26.08.2026

- Uhrevî hizmetlere odaklanma, siyasetten uzak durma, devletle iş tutmama gibi prensipler cemaatlerin “siyasî rant malzemesi” veya “potansiyel oy kaynağı” olarak görülmesinin önüne geçecektir.

- Cemaatler de üzerlerine vazife olmayan ve büyük riskler barındıran bürokraside yer alma veya iktidarı ele geçirerek dine hizmet etme düşüncesinden sıyrılmalı, insanlığın ebedî hayatını kurtarmaya yönelik aslî vazifelerine tekrar odaklanmalıdır.

Cemaatler de kendilerini hukuk ve demokrasi bakımından sorgulamalıdır

Türkiye’de din-devlet-cemaat ilişkilerinde gözlemlenen problemlerden biri cemaatlerin kendilerine nasıl baktığıyla ilgilidir. Hukuk devletini savunmak, cemaatlerin her türlü faaliyetinin sorgulanamaz olduğu anlamına gelmez. Temsil edilen İslâmî prensipler ve Müslüman kimliği nedeniyle cemaatlere büyük sorumluluklar düşmektedir.  Başta istiğna düsturu olmak üzere “doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete layık doğruluğu” fiilen göstermek, Müslüman kimliğini görünür kılan adalet, hürriyet, uhuvvet, muhabbet ve tesanüd gibi değerlere sahip çıkmak, tüm faaliyetlerini şeffaflık içerisinde yürütmek, gizliliği ya da yasa dışılığı çağrıştıracak faaliyetlerden uzak durmak, faaliyet alanlarını uhrevî çerçevede belirlemek cemaatlerin hayatî önemdeki sorumluluklarındandır.   

Modern demokratik toplum açısından “şeffaflık”, “ulaşılabilirlik” son derece önemlidir. Bir dinî grubun ya da sivil toplum hareketinin malî kaynakları, eğitim faaliyetleri, misyonu, yönetim mekanizmalarının oluşum ve işleyiş şekli mümkün olduğunca şeffaf ve hukuka uygun olmalıdır. Fikir ve inanç hürriyeti hukuk devletinin vazgeçilmez prensiplerindendir. Bununla birlikte insanların dinî inançlarını birlikte yaşamak amacıyla cemaat oluşturmaları ve bir cemaate mensup olmaları da bir sivil toplum hakkıdır. Problem, büyük ölçüde cemaatî yapıların kapalı ekonomik veya siyasi güç merkezlerine dönüşme arzusundan ya da bu güçlerini devlet ve toplum üzerinde bir imtiyaz ya da baskı aracı olarak kullanma meylinden kaynaklanmaktadır. Hem devlet hem toplum hem de bizzat cemaat mensupları açısından risk üreten, devletin 31 Mart fobisi olarak günümüze taşıdığı, adeta içgüdüsel olarak cemaatleri kontrol etme ya da kendince dizayn etme refleksinin önemli bir sebebi de bu olmalıdır. 

Risale-i Nur’un bu noktadaki biricik kavramı Kur’ân’ın da temel emri olan meşverettir. Cemaatlerin şeffaf  bir şekilde kendi içlerinde fikir hürriyetinden ve amaç birliğinden beslenen bir istişare sistemi kurmaları, “karizmatik liderlik”, “halife tayin etme” gibi yöntemler yerine adalet ve liyakate dayalı istişarî mekanizmalarını işletmeleri yerinde olacaktır. 

Cemaatlerin siyasetle ilişkisi

"Her hükûmette muhalifler bulunur. Asayişe, emniyete dokunmamak şartıyla, hiç kimse vicdanıyla, kalbiyle kabul ettiği bir fikirden, bir metottan dolayı mes'ul olamaz. Bu hukukî bir mütearifedir.” diyen Bediüzzaman, muhalif olmanın hiçbir şekilde bir baskı aracı olarak kullanılmayacağını ifade ederek bugünlerde cemaatlere yapılan operasyonların da temel nedeninin “hükümete muhalefet” gibi bir gerekçeyle yapılmasının hukukî bir anlamının olamayacağına dikkat çeker. Bu iki yönlü bir ilişkidir. Herkes hükümeti yönetenlerle aynı düşünecek, herkes iktidar partisini destekleyecek gibi dayatma ancak gerçekte jakoben yönetimlere sahip şekli cumhuriyet/demokrasilerde mümkündür. Demokrasilerde herkes fikrinde ve inancında şahane serbestiyete sahiptir. Falanca grup, filanca cemaat bize oy vermiyor, bizim gibi düşünmüyor diyerek onun hakk-ı hayatını almak ve buna kanunî kılıflar uydurmak hukuk değil zulümdür. 

Cemaat-siyaset ilişkileri açısından cemaatlerin siyasî görüşlerinin bulunabileceği elbette kabul gören bir durumdur. Bununla birlikte, cemaatlerin olması gereken asli çizgisinin dışına çıkarak siyasetli cemaat gibi davranmak, devlet idaresine müdahale edecek yapılanmalara yönelmek kabul edilebilir bir durum değildir. 

"Kur'ân bizi siyasetten şiddetle menetmiş. Evet, Risale-i Nur'un vazifesi ise, hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı imanî olan hakikatlarla, gayet kat'i, en mütemerrid zındık feylesofları dahi imana getiren kuvvetli burhanlarla Kur'ân'a hizmet etmektir” diyen Bediüzzaman Said Nursî, cemaati yapıların asıl vazifelerine dikkat çekerek Kur'ân hakikatlerine hizmet etmenin tüm siyasetlerin fevkinde olduğunu vurgulamış ve günümüz cemaatlerine de sonu sahil-i selamet olan bir yol haritası çizmiştir. 

Uhrevî hizmetlere odaklanma,........

© Yeni Asya