menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gecenin en karanlık anı şafaktan öncedir

6 0
sunday

Bu cümleyi afili olsun, teselli versin diye yazmadım, nedenini anlatmaya çalışacağım.

Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal ve toplumsal koşullar ya da daha basit bir ifadeyle “başımıza gelenler” sancılı ve kaçınılmaz bir dönüşümün doğasına ait tarihsel işaretler olarak okunabilir.

Toplumlar tam da değişime yaklaştıkları anda en sert gerilimleri yaşar. Düzenin sertleşmesi her zaman gücün değil, çözülmenin de belirtisidir.

Bugün Türkiye’de en son CHP hakkında verilen ‘mutlak butlan’ kararıyla yargının siyasal alanı tanzim etme pratiklerinde zirve yapması, diğer yanda Kürt halkının eşitlik ve kolektif hakları için verdiği mücadelesinde yeniden ortaya çıkan diyalog ve barış ihtimali, birbirinden kopuk süreçler değil. Aksine, aynı tarihselliğin farklı yüzleri.

Eski yönetme biçimleri siyasal olarak da toplumsal ve ahlaki olarak da taşıyamadığı bir ağırlığın altında. Böyle dönemlerde önce kavramlar sorgulanır. İnsanlar uzun yıllar boyunca açıklayıcı olduğuna inandıkları sözcüklerin artık gerçeği ifade etmediğini fark etmeye başlar. “İstikrar”, “güvenlik”, “terör” gibi kavramlar mesela. Ardından kurumlar çatırdar, ittifaklar çözülür ve toplum, henüz adını tam koyamadığı başka bir hayat ihtimalini düşünmeye başlar. Belki de düşünmekten önce hisseder. Yaşadığımız şey siyasal bir krizden daha fazlası, eski hayatın sürdürülemez hale gelişi.

Sürekli gerilim ve korku üreten, insanın ruhunu daraltan bir toplumsal atmosferde derin yoksulluk ve her türlü baskıyla yaşamaya çalışıyoruz.

Yine de bütün bu meşakkate ve yorgunluğa rağmen hala konuşmaya, yazmaya, birbirimize tutunmaya, barış ihtimalini savunmaya devam ediyorsak bunun nedeni karanlığın bütünüyle galip gelmemiş olması.

İnsan iyi ve güzel bir ihtimal görmediği bir dünyada nasıl yaşayabilir? En ağır dönemlerde bile toplumu ayakta tutan şey çoğu zaman kesin bir zafer........

© İlke TV