Disiplin ve etik kurullarının organizasyonda konumlanması
Kurumsal yapılarda etik ve disiplin kurulları, yönetişimin en çok başvurulan ve tartışılan ama en az anlaşılan unsurlarından biridir. Dernekler, vakıflar, sosyal girişimler, kooperatifler, özel sektör şirketleri ve kamu kurumları — tüm bu yapılarda bu kurulların varlığı ya yasal bir zorunluluk ya da kurumsal olgunluğun göstergesi olarak sunulur. Oysa uygulamaya bakıldığında tablo çok daha karmaşıktır.
Önce temel bir sorudan başlayalım: Bu kurulların asıl işlevi nedir?
Yaygın yanıt “etik ve disiplin süreçlerine karar vermek” olur. Ama bu yanıt hem hukuken hem işlevsel olarak yetersizdir. Türk hukukunda — özellikle Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu çerçevesinde — nihai karar yetkisi yönetim kurulundadır. Etik ya da disiplin kurulunun aldığı karar, yönetim kurulu tarafından tersine de çevrilebilir.
Bu gerçeklik karşısında söz konusu kurulların işlevsiz olduğu sonucuna varmak kolay görünebilir. Ama bu, mekanizmanın yanlış bir varsayım üzerinden okunmasından kaynaklanmaktadır.
Etik ve disiplin kurulunun asıl değeri karar vermekten değil, kararın niteliğini ve hesap verebilirliği (açıklanabilirliği) artırmaktan gelir. Kurulun raporu olmadan hareket eden bir yönetim kurulu, hem hukuki hem itibar riskini tamamen üstlenmek zorunda kalır. Kurul raporu varlığında ise yönetim kurulu, bu soruşturmayla desteklenmiş bir gerekçeye sahip olur. Yönetim kurulu farklı karar alabilir — ama artık bunu da güçlü bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu bile başlı başına kurumsal bir frenleme mekanizmasıdır. Yani kurul, kararı değil kararın maliyetini yönetir. Gerekçe zorunluluğu küçük bir ayrıntı değildir: karar alıcının kendi önyargısını veya yargısını sorgulamasını zorunlu kılan yapısal bir mekanizmadır. İletişimsel eylem teorisinin (Habermas) kurumsal yönetişime en somut yansımalarından biri budur.
Etik veya Disiplin Kurulu’nun bir nihai karar organı değil, zorunlu bir süreç mercii olarak tanımlanması kurulu etkisizleştirmez: kurulun raporu, yönetim kurulunun alacağı atama, görevden alma, askıya alma ya da üyelikten çıkarma gibi somut teşkilatsal kararların zeminini oluşturur.
Bununla birlikte şunu da açıkça söylemek gerekir: hiçbir iç mekanizma yanılmazlık garanti etmez. Yönetim kurulunun keyfi karar alabileceği gibi, etik ve disiplin kurulu da öznel karar alabilir. Bağımsız olarak tanımlanan kurul, kendi içinde güç dinamiklerine, grup baskısına, muhakeme eksikliklerine ve duygusal gerekçelere açık hale gelebilmektedir. Hatta kendini olgudan kopuk, gerçekliğin dışında bir perspektiften değerlendirmeye de açıktır — ya da kendini belirli bir alanda en yetkin ve yetkili gösterme çabasıyla hatalı kararlar da üretebilir. “Gözetleyenleri kim gözetleyecek” sorusu — Latince ifadesiyle quis custodiet ipsos custodes — kurumsal tasarımın çözümsüz değil ama sürekli yönetilmesi gereken temel gerilimlerinden biridir.
Burada şu soru da haklı olarak sorulabilir: “madem yozlaşma ihtimali var, neden bu kurullara yetki veriliyor?” Yanıt: “mükemmellik” değil, göreli iyileştirmedir.
Bu gerçekliği kabul etmek, mekanizma kurmaktan........
