Çerceve yasası ve en kıymetli üç şey
Bu en derin yara belki de. Çünkü bir halkın adı, bir kimliğin adı, yıllarca kanla, silahla, ölümle yan yana yazıldı.
Benim için kıymetli olan üç şey var.
Birincisi, kırk beş yıllık şiddetin ve acının nihayet son bulmasıdır.
Kırk beş yıl… Bir insanın ömrünün yarısından fazlası. Bir çocuğun doğduğu gün silahların gürültüsüyle açılan gözlerin, hâlâ aynı gürültüyle kapanması. Annelerin, babaların, kardeşlerin, torunların gözlerinde biriken yaşların bir daha silinmemesi. Bu topraklarda her sabah uyanan insanların, “acaba bugün de mi?” diye yüreğinin daralması.
Kırk beş yıl boyunca dağlarda, şehirlerde, köylerde, cezaevlerinde, sürgün yollarında akan kanın, dökülen gözyaşının, kırılan hayallerin hesabını tutmak mümkün değil. Ben bu hesabı tutmaya çalıştım yıllarca. Her kayıp haberinde, her cenaze evinde, her ananın feryadında o hesabın bir satırını daha gördüm. Artık o satırların sonuna gelinmesini istiyorum. Şiddetin, acının, korkunun, yalnızlığın bitmesini istiyorum. Çünkü bu topraklar yeterince acı taşıdı. Yeterince anne “evladım” diye inledi. Yeterince baba “oğlum” diye boğazına düğüm oldu.
İkincisi, cezaevlerinde bulunan binlerce insanın özgür kalması, dağlardan binlerce insanın evine kavuşması ve sürgün hayatı süren yine binlerce insanın yurduna, evine, toprağına dönmesidir.
Bir insanın özgürlüğünden mahrum edilmesi, bir ailenin dağılıp parçalanması, bir annenin çocuğunu yıllarca görememesi… Bunlar rakam değildir. Bunlar yürektir. Bunlar gece yarıları pencereden dışarı bakan gözlerdir. Bunlar........
