menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir taksicinin sorusu, bir ülkenin yüz yılı

25 0
10.08.2026

Umberto Eco, New York’ta adı zor telaffuz edilen Pakistanlı bir taksi şoförünün kendisine sorduğu o can alıcı soruyu aktarır “Düşman Yaratmak”[1] adlı kitabında.

Soru şudur: “Sizin düşmanlarınız kimler?”

Şoförün zihnindeki dünya haritası; etnik nefretler, sınır ihlalleri ve yüzyıllık kan davalarıyla örülüdür; dolayısıyla düşmanı olmayan bir halkın var olabileceğine inanmakta güçlük çeker yazarımız. Eco’nun ona verdiği yarım yamalak barışçıl yanıtlar şoförü tatmin etmez; çünkü insanoğlunun en ilkel ve en sarsılmaz dürtülerinden biri, kendi sınırlarını çizebilmek için karşı tarafta bir canavar görme ihtiyacıdır. Zengin “öteki” literatüründen öğrendiğimiz üzere; düşman sahibi olmak, sadece kimliğimizi tanımlamak için değil, aynı zamanda kendi değer sistemimizi ölçebileceğimiz bir engel edinmek ve o engelle yüzleşirken kendi gücümüzü sergilemek açısından hayati bir önem taşır. Kısacası, insanoğlu düşmansız yapamaz. Dışarıda somut bir tehdit bulamadığında, kendi içine döner ve kendi kardeşlerini, komşularını ötekileştirerek yenilerini inşa eder.

Komisyondan geçen, bugün de TBMM Genel Kurulu’ndan geçecek olan, somut ve hukuki bir metne bağlanacak “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunu”, tam da bu ebedi “düşman inşa etme” sarmalından çıkış arayışının en radikal, en sancılı ve en tarihi adımıdır. Bu yasa, onlarca yıldır güvenlik bürokrasisinin, medyanın ve siyasi söylemin dilinde sistemli bir şekilde “düşman” olarak kodlanan, her türlü insani farklılığı devlete ve birliğe yönelik varoluşsal bir tehdit sayılan “Kürt ötekisinin” nihayet hukuki ve eşit bir özne olarak tanınması yolundaki ilk kurumsal eşiktir. Bu vesileyle, Eco’nun düşman inşasına dair sunduğu antropolojik ve tarihsel perspektiften yola çıkarak, Kürt meselesinin çözümünde atılan bu hukuki adımın, düşmanlık aygıtından sıyrılıp “ötekiyle” yüzleşme etiğine nasıl bağlanabileceğini tartışmayı arzuluyorum.

Eco, iktidarların ve toplulukların kendilerini tahkim etmek adına ötekini nasıl canavarlaştırdığını tarihsel belgelerle gözler önüne serer. Barbarlar her zaman yassı burunlu, sakallı ve “dil kusuru” olan yaratıklardır. Yahudiler Tanrı’nın katili, kötü kokan ve çocuk kanı içen heretiklerdir. Kadınlar ahlaksızlığın ve çürümenin ta kendisidir. Düşman yaratma süreci, hedef alınan grubun farklılıklarını doğrudan bir suç ve tehdit belirtisi haline getirmekle başlar. Eco’nun deyimiyle “Tehditkâr olmalarının farklılıklarını vurgulaması yerine, farklı olmaları tehditkâr olduklarının belirtisi haline gelir.”

Kürt meselesinin........

© Bianet