menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sıcak paranın gölgesinde: Yüksek faiz, değerli TL ve Türkiye ekonomisinin biriken kırılganlıkları

33 0
21.08.2026

Ekonomiler bazen rakamlarla büyür, bazen de yalnızca rakamlar büyür. Aradaki fark, bir ülkenin ekonomik geleceği açısından hayati öneme sahiptir. Çünkü kalıcı refah artışı; üretim kapasitesinin genişlemesine, verimliliğin yükselmesine, teknolojik dönüşümün hızlanmasına, yatırımların güçlenmesine ve ekonominin uluslararası rekabet gücünün artmasına bağlıdır. Buna karşılık bazı dönemlerde uygulanan para ve kur politikaları, temel ekonomik göstergelerde kısa vadeli bir iyileşme yaratırken ekonominin üretim ve rekabet dinamiklerini zaman içinde zayıflatabilir.

Türkiye’nin son dönemde izlediği yüksek faiz ve değerli Türk lirasına dayalı ekonomi politikası da bu açıdan dikkatle değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Enflasyonla mücadele amacıyla faizlerin yüksek tutulması, döviz kurundaki artışın enflasyon oranının belirgin biçimde altında kalması ve Türk lirasının reel olarak değerlenmesine izin verilmesi, ilk aşamada finansal göstergeler üzerinde olumlu sonuçlar üretmiştir. Enflasyon beklentilerinde belirli bir iyileşme sağlanmış, döviz rezervleri güçlenmiş, ülkeye yönelik portföy girişleri artmış ve finansal piyasalarda önceki döneme kıyasla daha istikrarlı bir görünüm ortaya çıkmıştır.

Ancak ekonomi politikalarının başarısı yalnızca bugünün faizine, kuruna, rezervine ya da finansal piyasa göstergelerine bakılarak ölçülemez. Asıl mesele, sağlanan istikrarın hangi ekonomik temeller üzerinde yükseldiğidir. Eğer rezervlerdeki artışın önemli bir bölümü yüksek faiz nedeniyle ülkeye yönelen kısa vadeli sermaye girişlerine dayanıyor, Türk lirasındaki reel değerlenme ithalatı teşvik ederken ihracatçının rekabet gücünü aşındırıyor ve yüksek finansman maliyetleri üretim ile yatırımları baskılıyorsa, bugün olumlu görünen bazı göstergeler yarının kırılganlıklarının da habercisi olabilir.

Bu nedenle sorulması gereken temel soru şudur: Bugün elde edilen finansal istikrar görüntüsünün altında, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından hangi riskler birikmektedir?

Bu sorunun yanıtı yalnızca faiz ve kur politikalarında değil; sıcak para girişlerinin niteliğinde, dış ticaret dengesinde, sanayinin rekabet gücünde, yatırım eğilimlerinde, şirketlerin finansman koşullarında ve ekonominin üretim kapasitesinde aranmalıdır. Çünkü kalıcı ekonomik istikrar, sermayeyi yüksek faizle ülkeye çekmekten çok, üretimi, yatırımı, verimliliği ve katma değeri artırabilen bir ekonomik yapının kurulmasıyla mümkündür.

CARRY TRADE CENNETİ OLMAK: ‘Ülkene ait olmayan senin değildir!’

Son iki yılda Türkiye’ye yönelen yabancı sermayenin önemli bir bölümünün doğrudan yatırımdan ziyade, yüksek faiz avantajından yararlanmayı amaçlayan kısa vadeli finansal sermayeden oluşması dikkat çekmektedir. Uluslararası finans literatüründe carry trade olarak adlandırılan bu mekanizma, ülkeler arasındaki faiz ve kur farkından kazanç sağlamaya dayanır.

Sistem oldukça basittir. Yatırımcı düşük faizli bir ülkeden borçlanır, dövizini Türkiye’ye getirerek Türk lirasına çevirir ve yüksek faiz sunan TL cinsi finansal araçlara yönlendirir. Örneğin gösterge niteliğindeki Merkez Bankası verilerine göre, bir yıl önce Dolar/TL kuru yaklaşık 40,92 TL iken bugün döviz satış kuru 47,91 TL düzeyindedir. Bu yaklaşık yüzde 17’lik bir kur artışına karşılık gelmektedir. Aynı dönemde TL cinsi finansal araçların yüzde 37-40 civarında getiri sunduğu düşünüldüğünde, yabancı yatırımcı açısından yaklaşık 20 puana ulaşabilen önemli bir getiri avantajı ortaya çıkmaktadır.

Ancak bu sermayenin temel sorunu, ekonominin üretim kapasitesine kalıcı katkı sağlamamasıdır. Yeni fabrika kurmaz, yeni teknoloji getirmez, ihracat kapasitesini doğrudan artırmaz. Daha çok faiz-kur makasından yararlanır ve koşullar değiştiğinde hızla ülkeden çıkabilir.

Yıllar önce yayımlanan “Sıcak Para Hareketlerinden Kaynaklı Ekonomik Kırılganlıklar ve Ani Duruş Riski” başlıklı çalışmamda da vurguladığım gibi, sıcak para girişleri kısa vadede rezervleri ve finansal istikrar görüntüsünü destekleyebilir; ancak ekonominin bu sermayeye bağımlı hale gelmesi, aynı zamanda ani çıkış ve kırılganlık riskini de büyütür.

PARASAL İLLÜZYON: Kâğıt Üzerinde Zenginleşmek

Değerli kur politikasının en az konuşulan ancak dikkatle değerlendirilmesi gereken sonuçlarından biri, milli gelir göstergelerinde ortaya çıkmaktadır. Bir ülkenin Gayrisafi Yurt İçi Hasılası önce kendi para birimi üzerinden hesaplanır; uluslararası karşılaştırmalarda ise çoğunlukla dolar cinsinden ifade edilir. Bu nedenle döviz kurundaki hareketler, ekonominin dolar bazındaki büyüklüğünü ve kişi başına gelir göstergelerini doğrudan etkileyebilir.

Ekonomi reel olarak yüzde 3-4 büyürken Türk lirasının reel olarak değer kazanması, dolar cinsinden milli gelirin reel büyümenin çok üzerinde artmasına yol açabilir. Böyle bir durumda kişi başına gelir yükselir, Türkiye uluslararası gelir sıralamalarında daha üst basamaklara çıkabilir. Ancak burada temel soru şudur: Gerçekten daha fazla mı üretiyor ve zenginleşiyoruz, yoksa kur........

© 12punto