Körebeler
Bu durum beni bir Tanrı’nın varlığı fikrinden uzaklaştırıyor.” demişti. Bu söz karşısında âdeta donup kalmıştım. Söyleyen kişi akılsız desem değildi. Söylediği söz ise akıl işi değildi. Konu hakkında epeyce konuşmuştuk. İnadında ısrar etmişti. Gözü sanatı görmekteydi. Aslında basîreti de sanatkârı görmekteydi fakat o inatla körlüğü tercih ediyordu.
Böyleleri için Bediüzzaman “Basar [göz[ masnuatı [sanatlı eserleri] görüp de basîret [anlayıp kavramak] Sânî'i [sanatkarını] görmezse çok garib ve pek çirkin düşer. Çünkü o halde Sânî'in manen, kalben görünmemesi, ya basîretin fıkdanındandır [yokluğundandır] veya kalp gözünün kör olmasındandır veya pek dar olduğundan meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlan'dır [rezilliktir].”1 der.
Şu hadiseyi Üstad Bediüzzaman’ın yıldızların tercümanı olarak bize aktardığı “Yıldızları konuşturan bir yıldıznâme” başlıklı nazmını okurken hatırladım.
“Birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz.
Böyle yüz bin dil ile yüz bin bürhan gösteririz, işittiririz insan olan insana.
Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü hem işitmez sözümüzü, hak söyleyen âyetleriz biz.”2 diyordu yıldızlar.
Evet, güneş gibi hakikatler yıldız yıldız kendini gösterip âlemin cennet-âsâ harikalarını nurlandırarak, sanatkârını insanlığın basîretine sunmaktadır. Başka bir güneş aramak için o güneşe arkasını dönenler gölgelerinin karanlığında, hislerinin ulviyetini dumura uğratmaktadırlar ve basîretlerini bandajlamaktadırlar. Akıllarına taktıkları materyâl gözlüğü ile isteyerek körleşenlerin saptıkları........
