menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmam-ı Azam ebu Hanîfe’den Bediüzzaman’a meşrutî anlayış

11 0
14.07.2026

Doğu bölgesine vardığında, kendisinin İstanbul’dan geldiğini öğrenenler farklı konularda farklı soru sormaya başlamışlar. Tabiri caizse her kafadan bir ses ve bir sual çıkar. Bunun üzerine Üstad: “Yahu, şu gürültülü, karmakarışık, sizin gibi intizamsız suallerinize nasıl cevap vereceğim?” dedikten sonra, münazara usulünün nasıl olması gerektiğini merak eden  muhatapları da: “Kaide-i suali sen göster?” derler. Üstad Hazretleri de: “Meşrutiyet kanunuyla sual ediniz. Yani içinizde bir iki zeki adamı intihap ediniz; tâ size vekil olarak müşteri olup, sual etsin. Siz de dinleyiniz.” (ESDE, Münazarat, s.159.) şeklinde cevap verir. Yani içinizden seçeceğiniz temsilciler tarafından suallerinizi sorup cevaplarınızı alınız diyerek, bir çeşit meşrutiyetin sahada canlı misalini ders vermiştir.

“İçtihad Risalesi” Hatimesinde mezhepler hakkındaki bir suale karşı Üstadın vermiş olduğu cevapta da benzer bir meşrutiyet dersini görmekteyiz: “Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?” şeklindeki suale, Anadolu’da en fazla yaygın olarak imtisal edilen Şâfî ve Hanefî mezheplerini kıyaslayarak verdiği cevabın detayını 27. Söze havale ederek, Üstad Hazretlerinin bu kıyaslamada meşrutî anlayış üzerinden nasıl fıkhî izahat yaptığına bakalım. 

 Hanefîlerin devlet nezdindeki işlerini temsilci vasıtasıyla yürüttüklerini, Şâfîlerin ise kendi işlerini doğrudan doğruya şahıs olarak takip ettiklerini izah sadedinde, özellikle Hanefîler için:

“İmam-ı A’zam’a ittiba edenler ekseriyet-i mutlaka itibarıyla, ... medeniyete, şehirliliğe daha yakın ve hayat-ı içtimaiyeye müstaid olduğundan, bir cemaat bir şahıs hükmüne girip, bir tek adam umum namına söyler; umum, kalben onu tasdik ve rabt-ı kalp edip, onun sözü umumun sözü hükmüne geçtiğinden, Hanefi........

© Yeni Asya