Bireysel ve Toplumsal çürümeden kurtulalım!
Bireysel ve Toplumsal çürümeden kurtulalım!
Bugün İslam dünyasının en büyük yanılgılarından biri, medeniyeti betonla, teknolojiyle, kurumlarla ve ithal modellerle inşa edebileceğini zannetmesidir. Oysa tarihin değişmez kanunu şudur: İnsan inşa edilmeden hiçbir medeniyet ayakta kalamaz.
Hayat çok hızlı. Toplumsal değişimin ve dönüşümün hızına yetişmek çok zor. Biz adına “değişim” ve “dönüşüm” desek de sanki süreç mecrasından çıkmış, eksenini kaybetmiş bir şekilde akıp gidiyor. Girişim, gelişim ve değişim niyeti ile yola çıkanlar görüyoruz ki başkalaşıyorlar, kendilerinden uzaklaşıyorlar, hatta özlerine yabancılaşıp tanınmaz hale geliyorlar. Yenilenme adına yola çıkanlar zamanla hâkim kültüre yenik düştüler ve bu acınası yitikler kayıp listelerinin uzamasına sebep oluyor. Bu kayboluş, bu kopuş neden?
Ciddi bir toplumsal tefessüh ile karşı karşıyayız. İçine düştüğümüz bu durumun farkında değiliz. Derekeyi derece zanneden toplum oluşturuldu.
Bireysel bir çöküş değil. Ulusal ve küresel bir çürüme, bozulma ve kokuşmanın sonucu.
Hemen herkes sonucu konuşuyor. Bu sonuca götüren sebepler üzerinde durulmuyor. Kafa yorulmuyor. Zihin işgalinin farkında değiliz. Özgürlük nâraları atanlar da nefsin, arzu ve isteklerinin esiri…
Bu esaret; sadece politik, ekonomik, bürokratik, akademik çürüme, kirlenmenin sonucu. Hayatın tüm ünitelerinde, maddi manevi, ferdi içtimai bütün alanlarda kronik bir kirlenme millî manevi değerleri, kutsalları, erdemleri eritiyor, bitiriyor. Eritip bitirirken de uyuşturarak alıştırarak internet, sosyal medya ağı içine aldığı toplum da sosyal çürüme sınır tanımıyor.
En beteri de bu çürümenin fark edilmemesi, hatta normal karşılanması. Beterin beteri ise kokuşmanın, çürümenin savunulmaya başlanması, sahiplenilmesi.
Kötülüklerin yasallaşması, meşru hâle getirilmesi. Günahlar estetize........
