menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çit

32 0
15.07.2026

UZUN süredir dâvet ediliyordum ama bir türlü gidememiştim. İşin doğrusu neden ısrarlı bir çağrıya muhatap olduğumu da anlayamıyordum. Ortak tanıdıklar kanalıyla yinelenen bu “bekleniyorsun” iletisine artık bir cevap vermek kaçınılmaz olduğundan tamam demiştim.

Yine de uzun bir süre gecikti sözümü yerine getirmem.

Tedariklerimi yaptım ve sabahın çok erken bir saatinde uzun zahmetlere katlanarak ulaştım. Telefon kullanmadığı için haberdar edemedim ama o beni nasıl olduysa yolun başında karşıladı.

Korktuğum olmadı, buna sevindim. Yani şimdiye kadar neden gelmedin şeklinde sitemkâr cümleler kurulmadı. Yürümeye başladık.

Yollar zahmetliydi. Çalılar arasında döne kıvrıla ilerliyorduk. Sözün fitilini ateşlemişti ve mutlulukla yürüyordu. Bense izinden ilerliyordum. Görmeyeli bir çeviklik kazandığını söylemeliyim. Bu aynı zamanda kendi açımdan bir itiraf içeriyor. Yetişmeye çabalıyordum.

Bir başka itiraf da şu olsun; bu kadar uzun bir yürüme mesafesi olduğunu bilmiyordum. Ne mi olurdu bilseydim? Ya gelmezdim ya da gecikme bir süre daha devam ederdi.

Sanırım şehir çoğumuzu bir biçimde tembelleştiriyor. Çarkları arasında öğütüyor acımasızca.

ÇEKİNE sıkıla “Daha ne kadar yürüyeceğiz?” dedim. “Çok değil, sen sürece odaklan, gördüklerini ıskalama” dedi. Aklım yine de menzile ne vakit ulaşacağımıza kilitlenmişti. İçimden “Mesafe az da değil demek ki” dedim.

Yürüdüğümüz yerler gerçekten bir tabiat harikasıydı. Doğallığı hiç bozulmamıştı.

Gün ikindiye akmıştı. Henüz ulaşamamıştık. İki kez dere kenarında verdiğimiz kısa molaları saymazsak........

© İstiklal