Alın teri kurumadan...
Ankara’nın gri sabahlarında yankılanan bir ses var. Gürültülü değil, ama derin. Öfkeli değil, ama yorgun. Maden işçilerinin sesi bu. Toprağın altından çıkan o sessiz çığlık, bu kez yer üstünde, gözümüzün önünde yükseliyor.
16 gündür yürüdüler. Eskişehir’den Ankara’ya…Yolları uzun, umutları ağırdı.Sırtlarında sadece yorgunluk yoktu; biriken alacakları, ödenmeyen emekleri ve görmezden gelinen hayatları vardı.
Bir işçinin en büyük sermayesi nedir?Ne diploması ne makamı…Sadece emeği. Ve o emek, aylardır karşılığını bulamıyorsa, mesele artık sadece ekonomi değildir. Bu, vicdan meselesidir.
Polis barikatları kuruldu önlerine.Bir adım daha atmaları engellendi.Oysa onlar sadece haklarına doğru yürüyordu.
Sorular büyüdü:Neden bu sertlik?Neden bu duyarsızlık?
Bu soruların ortasında, devletin farklı kademelerinde yürütülen temaslar dikkat çekiyor. İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin sahadaki müdahalelere ilişkin doğrudan devreye girerek, güvenlik güçlerine daha dikkatli ve ölçülü davranılması yönünde talimat vermesi önemliydi. Ama daha önemlisi, sorunun özüne dokunan girişimlerdi. İşverenle kurulan temaslar, alacakların ödenmesi yönünde verilen sözler… Bunlar, gecikmiş de olsa bir çözüm iradesinin işaretiydi.
Aynı süreçte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar’ın da firma yetkilileriyle yürüttüğü görüşmeler, çözümün sadece bir yönüyle değil, bütün boyutlarıyla ele alındığını gösterdi. Devletin farklı kanallarının aynı hedefe yönelmesi, meselenin ciddiyetinin farkında olunduğunu ortaya koydu.
Ve bu noktada, hafızalara kazınmış o söz yeniden yankılanıyor:“İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz…”
Bu ilkeyi sıkça vurgulayan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip........
