menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Özlenen Avrupa mı, kurulacak Avrupa mı?

16 0
23.09.2026

Avrupa’da sağın yükselişini konuştuğumuz bir zamanda Berlin’den başka bir sonuç geldi: Elif Eralp’in öncülüğündeki sol kazandı. Aynı Avrupa’da, aynı ekonomik sıkışmanın ve toplumsal huzursuzluğun içinden bir yerde sağ, başka bir yerde sol güçleniyorsa, belki de soruyu yeniden kurmak gerekiyor.

Avrupa gerçekten sağa mı gidiyor, yoksa insanlar kaybettiklerini düşündükleri bir hayatın peşinden mi gidiyor?

Çünkü siyasette bazen insanlar bir partiye değil, bir hatıraya oy verirler.

Daha güvende hissettikleri bir sokağın, maaşlarının ay sonuna yettiği bir hayatın, çocuklarının kendilerinden daha iyi yaşayacağına inandıkları yılların hatırasına…

Bugün Avrupa sağının en güçlü olduğu yerlerden biri tam da burası: kayıp duygusu.

Berlin’de Elif Eralp’in temsil ettiği solun başarısını ilginç kılan da aynı kayıp duygusuna bambaşka bir yerden dokunabilmiş olmasıdır.

Çünkü sağ ile sol, ideolojik olarak birbirlerinden çok uzakta dursalar da aynı toplumsal yaraya bakıyorlar.

Hayat pahalı. Ev bulmak zor. Kiralar yükseliyor. Çalışmak artık her zaman yoksulluktan kurtarmıyor. Kamusal hizmetler aşınıyor. Mahalleler değişiyor. İnsan yalnız ekonomik olarak değil, yaşadığı yere ilişkin duygusunda da güvensizleşiyor.

Sosyolojinin bildiği eski bir gerçektir: İnsan yalnız ekmeğini kaybetmekten korkmaz. Bildik dünyasını kaybetmekten de korkar.

Sağ bunu gördü. Eralp’in Berlin’deki solu da gördü.

Ayrıldıkları yer, gördükleri sorun değil; o soruna anlattıkları hikâye.

Kaybedileni geri getirme vaadi

Avrupa sağı seçmene yalnızca sınırların korunmasını vaat etmiyor. Aslında çok daha büyük bir şey söylüyor:

“Size bildiğiniz dünyayı geri vereceğim.”

Daha güvenli sokakları, ulaşılabilir konutları, geleceğinden daha emin bir orta sınıfı, daha tanıdık mahalleleri, sınırları daha belirgin bir ülkeyi…

Bu nedenle göç meselesi artık yalnızca göç meselesi değildir. Göçmen, çok daha büyük bir toplumsal değişimin görünür simgesine dönüşüyor.

Konut bulunamıyor; göç konuşuluyor. Okullar kalabalıklaşıyor; göç konuşuluyor. Kamusal hizmetler aksıyor; göç konuşuluyor. Mahalle değişiyor; yine göç konuşuluyor. Böylece ekonomik bir kriz, kültürel bir dile tercüme ediliyor.

Berlin’deki konut tartışması bunun öğretici bir örneği. Aynı şehirde, aynı yüksek kiraların karşısında sağ göçü işaret ederken sol konut piyasasını, kira politikalarını ve sosyal konutu işaret ediyor.

Aynı ev, aynı kira, aynı sıkışmış hayat; iki ayrı siyasal hikâye.

Siyasetin gücü biraz da burada başlıyor: İnsanların yaşadığı gerçeği hangi hikâyenin açıklayacağına karar vermekte.

Ekonomi göçmeni isterken

Fakat sağın vaat ettiği geçmişin önemli bir sorunu var. O geçmiş artık ekonomik olarak bütünüyle geri getirilebilir değil.

Avrupa yaşlanıyor. Çalışma çağındaki nüfus azalıyor. Sağlıktan yaşlı bakımına, lojistikten inşaata, sanayiden hizmet sektörüne kadar pek çok alanda göçmen emeğine ihtiyaç duyuluyor.

Yani aynı Avrupa bir........

© İlke TV