menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korkular değil hakikat: Aleviler, Demokratik Ulus ve ortak gelecek

7 0
previous day

Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve 53 Alevi şahsiyetin imzasını taşıyan bildiri, içeriğinden bağımsız olarak kamuoyunda yeni bir tartışma başlatmış bulunuyor. Bu tartışmanın zemini ise ne yazık ki son aylarda peş peşe yapılan ve Alevi toplumunun önemli bir kesimi tarafından kendilerine yönelik bir hedef gösterme olarak algılanan açıklamalarla hazırlanmıştır. Özellikle Altan Tan ve Kemal Öztürk’ün açıklamaları, her ne kadar kendileri farklı niyetler taşıdıklarını ifade etseler de, tarihsel hafızası katliamlarla örülü olan Alevi halkı açısından son derece incitici bulunmuştur. Burada belirleyici olan yalnızca sözü söyleyen kişinin niyeti değil, sözü duyan toplumun tarihsel hafızası ve algısıdır. Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum’a, Sivas’tan Gazi’ye kadar sayısız acıyı yaşamış bir halkın hafızasında bazı tarihsel semboller sıradan siyasi göndermeler olarak algılanmaz.

Tam da böylesine hassas bir dönemde, Demokratik Toplum ve Barış Süreci üzerinden Alevi toplumu ile Kürt Siyasi Hareketi’ni karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyan bir bildirinin yayımlanmış olması ise üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir durumdur. Çünkü bu coğrafyada en çok ihtiyaç duyulan şey yeni korkular üretmek değil, ortak geleceği birlikte inşa edebilmektir. Bu tartışmayı sağlıklı yürütebilmek için önce temel bir gerçeği ifade etmek gerekir. Ortadoğu, son yüzyıldır kimliklerin, mezheplerin, inançların ve etnik farklılıkların devletler ve küresel güçler eliyle sürekli çatıştırıldığı bir coğrafyadır.

Bugün yaşanan savaşların önemli bir kısmı toprak kavgasından çok kimlik mühendisliği üzerinden yürütülmektedir. Böylesi bir tarihsel zeminde, bu kısır döngüye farklı bir çözüm önerisi geliştiren en önemli siyasal paradigmalardan biri, Kürt siyasi hareketi’nin geliştirdiği Demokratik Ulus anlayışıdır.

Bu paradigmanın teorik mimarı Abdullah Öcalan’dır. Bunun altını çizmek gerekir. Çünkü Demokratik Ulus, klasik ulus-devlet modelinin aksine tek dil, tek kimlik, tek mezhep ve tek inanç üzerinden inşa edilen merkeziyetçi bir devlet anlayışını reddeder. Onun yerine farklılıkların anayasal güvence altında özgürce yaşayabildiği, herkesin kendi kimliğiyle örgütlenebildiği, inancını yaşayabildiği ve yönetime katılabildiği çoğulcu bir modeli savunur. Bu yalnızca teorik bir öneri değildir. Son on yılda bunun pratik karşılığını görmek isteyen herkesin dönüp bakması gereken yer Rojava’dır. Rojava’ya teorinin hayata geçmiş hali demek yanlış olmaz. Suriye iç savaşının yarattığı büyük yıkım içerisinde Rojava yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir alan olmamıştır. Araplar, Türkmenler, Asuri Süryaniler, Ermeniler, Ezidiler, Aleviler, Sünniler, Şiiler, Hristiyanlar… Kısacası savaşın ortasında güvenlik arayan farklı halklar açısından ortak bir yaşam alanına dönüşmüştür.

Rojava’da kurulan yönetim modeli yalnızca Kürtlerin idaresine dayanmamış, yerel meclislerde ve yönetsel yapılarda farklı halkların kendi kimliklerini inkâr etmeden temsil edilmesi esas alınmıştır. Mezhep, kimlik ve inanç farklılıklarının dışlanmadığı, aksine birlikte yaşamın temel unsurları olarak kabul edildiği bir yönetim anlayışı geliştirilmiştir. Rojava’nın Ortadoğu’da adeta bir vaha gibi görülmesinin nedeni de budur. IŞİD’in barbarlığı karşısında insanların sığındığı yerlerden biri Rojava olmuştur. Daha sonra HTŞ’nin yükselişi sırasında da benzer kaygılar yeniden yaşanmıştır. Bu nedenle küresel ve bölgesel güçlerin Demokratik Özerk Yönetim yerine merkeziyetçi ve tekçi yapıları tercih etmeleri tesadüf değildir. Demokratik Ulus modeli yalnızca farklı halkların birlikte yaşayabileceğini göstermedi; aynı zamanda emperyal hesapların önünde engel oluşturan ciddi bir model olarak sivrildi. Dolayısıyla bugün bu siyasal geleneği, tarihteki kanlı ittifaklarla özdeşleştirmeye çalışmak yalnızca siyasal olarak isabetsiz değil, vicdani olarak da açıklanması güç bir yaklaşımdır.

Kürt siyasi hareketinin pratiği yalnızca Rojava ile sınırlı değildir. Şengal’de Ezidileri IŞİD soykırımından kurtaran direniş hattı ortadadır. Telafer ve Tuzxurmatu hattında Türkmenlerin yaşadığı büyük tehlike, Ninova Ovası’nda Asuri-Süryani halkının yaşadığı katliam........

© İlke TV