Barış Buluşması: O mayının orada ne işi vardı?
Savaşın ve ekolojik yıkımın ardından sık sık aynı cümleyi duyarız: “Orada ne işi vardı?”
Mayına basan köylüye, orman yangınının ortasında kalan insana, maden sahasına dönüştürülen köyünü terk etmeyen kadına, sınırda öldürülen çobana, zehirli atıkların arasında yaşayan çocuğa bu soru yöneltilir. Tehlikenin neden orada olduğu değil, insanın neden kendi toprağında bulunduğu sorgulanır.
Oysa soruyu tersine çevirmek gerekir:
O insanın orada ne işi vardı değil, o mayının orada ne işi vardı?
İnsanların kendi köylerinde, tarlalarında, meralarında ve geçim alanlarında bulunması bir suç değildir. Açıklanması gereken, yaşam alanlarının neden mayınlandığı; mayınların neden temizlenmediği; yıllar sonra bile insanları öldürmeye ve sakat bırakmaya neden devam ettiği; sorumluluğun neden sürekli mağdurların üzerine yıkıldığıdır.
Bu soru yalnızca kara mayınları için geçerli değildir.
O madenin orada ne işi vardı? O zehirli atığın orada ne işi vardı? O termik santralin, askeri yasak bölgenin, güvenlik barajının, taş ocağının, savaş uçağının orada ne işi vardı?
Halkların İklim Zirvesi kapsamında 18-19 Temmuz’da gerçekleştirdiğimiz barış buluşmasında savaş, ekolojik yıkım, tarihsel adaletsizlikler ve toplumsal hafıza arasındaki ilişkiyi tartıştık. Tanıklıklar ve konuşmalar boyunca belirginleşen ortak gerçek şuydu: Feda edilen bölgeler ile feda edilen insanlar birbirinden ayrı değildir.
Bir coğrafya gözden çıkarıldığında, orada yaşayan insanlar da gözden çıkarılır. Bir halkın hayatı değersizleştirildiğinde, yaşadığı topraklar madene, enerji santraline, askeri operasyona ve atık sahasına daha kolay açılır.
Ekolojik kriz sık sık bütün insanlığın ortak sorunuymuş gibi anlatılıyor. Elbette iklim krizi gezegenin tamamını etkiliyor. Fakat herkes aynı ölçüde zarar görmüyor, herkes aynı biçimde korunmuyor.
Bazıları sıcak hava dalgalarında çalışmak zorunda kalıyor, bazıları klimalı mekânlarından sıcaklık rekorlarını izliyor. Bazılarının köyü maden sahası ilan ediliyor, bazıları o madenden elde edilen kârı hesabına aktarıyor. Bazıları savaşta evini, yakınlarını ve toprağını kaybediyor; bazıları silah, enerji ve yeniden inşa ihaleleriyle servetine servet katıyor.
Feda edilen pek çok halk, sınıf ve coğrafya var. Feda edilmeyen tek bir kesim var: zenginler.
Savaş kararlarını alanlar cepheye gitmiyor. Maden şirketlerinin sahipleri kirletilen suyu içmiyor. Silah şirketlerinin yöneticileri mayınlı arazilerde hayvan otlatmıyor. Enerji........
