Unvanların Gölgesinde
İnsan gençken bazı kelimeleri olduğundan daha büyük görüyor. “Doçent”, “Profesör”, “Hoca” gibi kelimeler, henüz üniversite sıralarında oturan bir öğrenci için yalnızca akademik unvanları değil kaf dağının ardındalarmışcasına erişilmesi güç bir dünyanın kapılarını da temsil eder. Ben de sanıyorum gençliğimde bu kelimelerden etkilenmiş olmalıyım ki bir profesörü ya da doçenti dinlerken anlattığı konudan ziyade taşıdığı unvana da bakardım. Belki biraz imrenerek, belki biraz hayranlıkla…
Yıllar sonra insan anlıyor ki unvanlar, kişinin üzerine giydiği ve zamanı geldiğinde çıkaracağı elbiselerden ibaret. Kalıcı olan, o elbisenin içinde ne yaptığınız; kime dokunduğunuz, hangi soruyu sordurduğunuz, hangi öğrencinin zihninde, ruhunda küçük de olsa bir ışık yakabildiğinizdir.
Benim hafızamda böyle kalan iki isim vardır. İkisi de frankofon dünyadan, ikisi de dili yalnızca öğreten değil; dili düşüncenin hizmetine sunan, fikre dönüştüren insanlardı. Hacettepe Üniversitesinden rahmetli Özkan Göksu, bunlardan biriydi. Sınıfa yalnızca bilgisiyle değil, enerjisiyle girerdi. Koridorlarında klasik müziğin nağmeleri ile dolaştığımız Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümündeki çeviri derslerinde kelimenin karşılığını bulmaktan çok daha fazlasını öğretirdi insana; cesaret etmeyi öğretirdi. Sınıfın içinde ordan oraya adeta zıplarken öğrenciyi cümlenin, metnin ve nihayet kendi öğrenmesinin merkezine yerleştirirdi. Ondan çıktığınız bir derste yalnızca birkaç yeni Fransızca ifade öğrenmiş olmazdınız; biraz daha kendinize inanarak çıkardınız sınıftan. Bugün geriye baktığımda, eğitim dediğimiz şeyin belki de en önemli taraflarından birinin şu olduğunu düşünüyorum: Öğrenciye bilgiden önce yahut bilgiyle birlikte özgüven verebilmek. Anahtar sözcük bu olmalı: Özgüven!
Diğeri ise rahmetli Tahsin Yücel’di. Onun unvanlarla ilişkisini yıllar sonra daha iyi anladığımı düşünüyorum. Görünmez Adam’da şöyle der Hoca’m:
“yazarlık hem birincil hem ikincil bir meslektir. Bir arkadaş beni yeni karşılaştığım biriyle 'yazar' diye tanıştırdı mı kızardığımı duyarım. Bana hak etmediğim bir değer veriyormuş ya da beni kimi sözde yazarların arasına........
