Yedi iklim bir adam!
Geçen hafta Ali Haydar Haksal Ağabeyi Şakirin Camiinden Rabbimize uğurladık. Caminin içi de dışı da tıklım tıklım doluydu.
Haksal’la hatırası olan herkes uzaktan yakından koşup gelmişti. Bütün yüzlerde bir güzel adamı kaybetmenin hüznü vardı.
15 yıldır ağır bir hastalıkla mücadele ediyordu. 2011 yılnda hastaneye yattığında Kartal’da ziyaret etmiştik.
Hastalığından bahsetmek yerine heyecanla yazmak istediği kitaplardan anlatmış onları bitirebilmek için dua istemişti.
Ağır ağrı ve acılarına rağmen o ziyaretimizde söylediği kitapları kaleme aldı.
Yazmak konusunda sürekli bahane üretenlere merhumun bu azmi ibret olmalı Müstakim Abi başta olmak üzere bütün kardeşleri bu süreçte dayanışma destanı yazdılar. Aile olmanın derin anlamını herkese hatırlattılar.
Haksal ailesinin bütün fertlerini tebrik etmek gerekiyor. Allah hepsinden razı olsun.
Cenazeden sonra TYB’ye geldiğimde arşivden onlarca fotoğraf önüme düştü. Merhuma ilk saygı programını Kızlarağası Medresesi’nde biz yapmışız.
Sonraki yıllarda hem Küçükçekmece’de hem de Üsküdar’da belediyelerin de desteğiyle geniş katılımlı vefa programları yapmışız.
Ayrıca farklı etkinliklerde onlarca programda beraber olmuşuz. Bir programda Rasim ağabey var yanımızda başka programda Ersin Nazif Gürdoğan diğer programda Mustafa Yazgan.
Şimdi hepsi de edebi alemde. Erdem Bayazıt’ın dediği gibi ‘Onlar gittiler giderken bir muştu gibiydiler.’
Ali Haydar ağabeyle TYB İstanbul’da önden gidenler diye bir program yapmışız yıllar önce. Şimdi o da evvel gidenlerden oldu. Dünya garip bir yer.
Bir Müslüman olarak şahitliğimizi cenazede yaptık. Mehmet Görmez hocanın tezkiyesi sonrası İyi bilirdik diye haykırdık.
Biz onu daima, Müslüman bir yazar olma sorumluluğunun gereklerini hakkıyla yerine getiren bir münevver olarak tanıdık.
Haksal’ın hikâyesi doğunun ücra bir köyünde, yetimliğin ve garipliğin boynunu büktüğü fakat azmini kıramadığı bir Anadolu çocuğunun hikâyesidir. Hasköy’den İstanbul’a uzanan bir yolculuk ve kitaplarla bir ömür süren sıkı bir dostluk…
Hikâyecinin hayat hikâyesi de okunmaya değer. Yazmak her zaman hayatının merkezinde.
Mazisi lise yıllarına dayanan öykü çalışmaları Mavera gibi okul hüviyeti taşıyan köklü dergilerde yayımlanıyor.
Ardından sanat ve politika ağırlıklı denemeleri, makaleleri ve konuşmaları geliyor. Sesim Bana Yetmiyor adlı öykü kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği’nin 1987 yılı Hikâye Ödülü’nün sahibi de Ali Haydar Haksal oluyor.
BİR EDEBİYAT........
