Gönüller yapmaya geldim
Hayret etmek, dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren hissettiğimiz ilk duygulardan biri. İnsan olmanın, hayata bağlanmanın, dünyayı keşfetmenin işaretidir. Doğumdan ölüme kadar hep bizimle gelir. Fakat ne yazık ki büyüdükçe hayret ettiğimiz iyi şeylerin sayısı gittikçe azalır.
Yeryüzüne henüz ayak basmışken kuşlara, insanlara, renklere, seslere hayret ederiz fakat zamanla işin rengi değişir. İnsanların cüretkarlığına, temelsiz özgüvenlerine, toplumun çürümesine, mantığın devre dışı kalmasına ve en çok da ahmaklığa hayret etmeye başlarız. Tabii bu hepimiz için geçerli değildir. Durumun bir de hayret edilen olma kısmı vardır…
Çağımızın en hızlı yayılan hastalığı belki de ahmaklıktır. Gürültülü, kendinden emin, itiraz kabul etmeyen bir ahmaklık. Kırmayı cesaret, hoyratlığı samimiyet, kendini dev aynasında görmeyi başarı, kaba olmayı üslup zanneden bir anlayış… Ve bu anlayış ne yazık ki toplumda karşılık bulabiliyor. Toplumun çürümesindeki ilk adım da burada başlıyor.
Robert Musil, Ahmaklık Üzerine adlı eserinde sarsıcı bir tespitte bulunur: “Ahmak........
