Anlam Arayanlarla, Anlamsızlıkta Özgürlük Arayanların Ortak Çölü
Sık aralıklarla film çekmese de her işiyle Cannes’a seçilmeyi başaran Oliver Laxe’ın bu yıl Cannes’dan Jüri ödülüyle dönen, ayrıca 2 dalda da Oscar adaylığı kazanan filmi Sirat Türk izleyicisiyle buluştu. İnsanın tabiatla imtihanını ve ruhun coğrafyayla kurduğu derin bağı önemseyen Laxe, izleyiciyi Fas’ın kadim tozundan çekip çıkararak elektronik müziğin trans haline, oradan da insanın içindeki kıldan ince köprüye kadar uzanan, türler arası bir yolculuğun tam ortasına bırakıyor. Yapımın hipnotik görselliği ile geleneksel anlatı kalıplarını yıkan deneysel yapısı, izleyiciyi alışılagelmiş bir olay örgüsünün pasif takipçisi olmaktan çıkarıp, her karesi duyusal bir keşfe dönüşen zamansız bir arafta, doğrudan ruhsal bir tanıklık konumuna yerleştiriyor.
Film; Kuzey Afrika çöllerinde kaybolan kızını arayan bir baba ile ona eşlik eden oğlunun yaşadıklarını resmediyor. Kızının katıldığı söylenen bir çöl rave’inin peşine düşen, kendini elektronik müziğin, yabancı bedenlerin ve sınırsız bir boşluğun ortasında bulan babanın bu arayışı, alışılagelen bir kayıp evlat öyküsü olmaktan hızla uzaklaşıyor. Yol uzadıkça anlatı daha soyut, daha metafizik bir düzleme kayıyor. İlk bakışta bir yol hikâyesi gibi başlayan ama ilerledikçe izleyiciyi çok daha karanlık ve varoluşsal bir noktaya sürükleyen yapım, giderek ruhsal bir arınma ve arayışa evriliyor. Karakterlerin kendi içsel uçurumlarıyla yüzleşmek üzere çıktıkları bu yolculukta, dış dünyadaki fiziksel engeller, bir bakıma ruhun tekâmül sürecindeki mertebelerini temsil ediyor.
Laxe’ın minimal ve parçalı anlatımı, diyalogdan çok sessizlikle konuşan, olaylardan çok hâl üzerinden ilerleyen bir yapıda. Karakterler uzun cümleler kurmuyor, gereksiz açıklamalar da yapmıyor. Az ama işlevsel olan diyalog kullanımı sayesinde izleyiciye birçok şey sezdiriliyor. Kelimelerden çok görüntüye ve sese güvenen yönetmenin bu bilinçli ketumluğu, filmi hem şiirsel hem de mesafeli kılıyor. Anlatı, bilgiyi izleyiciye dikte etmek yerine, sessizliği bir iletişim dili olarak kullanarak seyirciyi de mistik atmosferine dâhil ediyor.
Oyuncu performanslarına bakıldığında, profesyonel oyuncularla amatör yüzlerin bir araya geldiği kadro içinde özellikle baba karakteri, güçlü ve yoğun bir fiziksel varlık ortaya koyuyor. Filmin belgeselvari dokusuna kusursuz bir uyum sağlayan, abartıdan arındırılmış sadelikteki oyuncu performansları, karakterlerin acılarını veya arayışlarını teatral hareketlerle değil, yüzlerindeki derin hatlarla ve bakışlarındaki hüzünle hissettiriyor. Bu sayede izleyiciyi onların sessizliğine tanıklık ediyor. Oyuncular sanki rol yapmıyor, gerçekten o çölün ortasında kaybolmuş gibiler. Pan's Labyrinth (2006), A Perfect Day (2015), Happy as Lazzaro (2018) gibi başarılı yapımlardaki rolleriyle izleyicinin hafızasında yer eden Sergi Lopez, karakterinin yaşadığı içsel karmaşayı büyük jestlere ihtiyaç duymadan,........
