menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Peygamber Sevgisinin Anadolu Kültürüne Yansıması ve Mevlid Kandili

14 0
24.08.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Peygamber Sevgisinin Anadolu Kültürüne Yansıması ve Mevlid Kandili 

24 Ağustos 2026 Pazartesi akşamını Salı’ya bağlayan gece Mevlit Kandilidir. Diğer bir ifade ile Miladi Takvime göre Hz. Muhammed (sav)’in doğumunun 1455. Hicri Takvime göre ise 1500. yıl dönümüdür. M. Akif’in ifadesiyle “On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi. Kumdan ayın ondördü, bir öksöz çıkıverdi!”  Anadolu kültüründe kandillerin özel bir yeri vardır. Biz de bu geceye katkı olmak üzere Efendimizin hayatıyla ilgili bu yazıyı okuyucularımızla paylaşmayı tercih ettik.  

Allah Elçisinin Doğumu ve Mekke’nin Konumu

Babasının adı Abdullah annesinin adı Amine olanHz. Muhammed (sav), Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak istediği Fil senesinde yaklaşık 50 gün sonra 570/571 yılında “Kureyşli” bir ailenin yetim çocuğu olarak doğmuştur. Bu kutlu doğumundan birkaç ay önce Babası ölmüştü. Ne hazindir ki küçük yaşta iken onu himayesine alan dedesi Abdü’l-Muttalib ve kısa süre sonra da annesi vefat etmiştir. Birbirini izleyen bu sıkıntılardan sonra amcası Ebu Talib gözlerini kırpmadan bir cesaretle yeğenini yanına aldı ve onu   Mekkeli müşriklerin saldırılarına karşı korudu. Bu zorluklara rağmen o kırk yaşına girdiğinde doğru davranan, komşu haklarına riayet eden, zulüm ve haksızlığa karşı çıkan, ticari işleri başarıyla yöneten ve olağanüstü bir ahlaki duyarlılığa örnek olmuştu. Öyle ki dost-düşman herkes ona “emin/güvenilir” lakabını vermiştir.  Bu özelliği ile 25 yaşını tamamlayınca  kendisinden 15 yaş daha büyük ve dul olan Hz. Hatice ile evlenmiştir. Şüphesiz bu evliliğin gerçekleşmesinde onun dürüstlüğü ve diğer ahlaki niteliklerin büyük rolü olmuştur. Hz. Hatice’nin ölümünde 50 yaşındaydı ve o güne kadar başka bir kadınla evlenmemiştir.      

            Peygamberlik Görevinin Verilmesi

            Mekke halkının içinde bulunduğu çöküntü, kaos ve bunalımı müşahede eden Hz. Muhammed (sav) ahlaki duyarlılığı gereğince zaman-zaman Mekke dışındaki “Hira Mağara” sının bulunduğu zirveye çıkardı. Burada tefekkür, dini ve ahlaki tecrübe ile iç içeydi.  Tefekkür halinin yoğunlaştığı bir sırada “Ey Muhammed ben Cebrail’im ve sen de Allah’ın elçisisin” gibi bir sesle kendisine peygamberlik görevi verilerek beşeriyetin en yüksek noktasına ulaşmıştır. Böylece ilk vahiy tecrübesi olarak yeni bir hayatı müjdeleyen şu ayetler nazil olmuştur: “Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.  ( Alak 96/1-6)

     Peygamberliğin İlanı ve Karşılaşılan Zorluklar

Hz. Muhammed (sav)’in, Mekkeliler şirk ve küfür içinde iken peygamberliğini ilan etmesi büyük yankı uyandırmıştı. İlk andan itibaren   şehrin sosyal ve ekonomik hayatını elinde tutan bir azınlık şiddetle muhalefet etmişti. Bunlar bir taraftan çok tanrıcılık anlayışlarını ve statülerini korumaya çalışırken diğer taraftan da İslam ile başlayan tevhid inancı, eşitlik ve herkese hayat hakkı tanıyan ilahi adalet karşısında   sarsılmışlardır. Onlar için bu ilahi sese karşı çıkmanın en pratik yolu öfke, iftira, şiddet ve amansız zulüm yöntemi olmuştur. Öyle ki Allah elçisine saralı olduğu, büyücülerin etkisinde kaldığı ve akli dengesinin yerinde olmadığı gibi ithamlarda bulunmuşlardı. Bu zorluklara rağmen Yüce Allah ona   en yakın akrabalarından başlayarak tebliğde bulunmasını istedi. (Şuarâ 26/214) Çünkü Allah onuyetim halde iken koruyarak nübüvvetle şereflendirmişti. (Duhâ 93/6)  Bu inanç ve cesaretle kalkıp müşrikleri uyarmasını, Rabbini yüceltmesini, nefsini arındırarak şirkten uzak durmasını (Müddesir 74/1-7), zorluklara karşı  güzel bir şekilde sabredip  (Me’âric 70/5) başarıya ulaşmanın iradesini vermişti. 

    Allah Nurunu Tamamlayacaktır

 Mekke’de zor şartlarda seyreden peygamberliğin 13. yılın sonuna gelinmişti. İslam’a davet edildikleri halde Allah’a karşı yalan uyduranların zulmü daha da artmıştı. Bunlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmeye çalışmış olsalar da ona güçleri yetmemiş ve perişan olmuşlardır. Artık sahada büyük mesafeler kat edilmişti. Çaresiz kalan inkarcılar istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktı. Çünkü O, kendisine ortak koşanlar   hoşlanmasalar da dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile göndermiştir. (Saff 61/7-9)   İşte bu güçlüklere rağmen yeni bir kolaylık ortaya çıkmış ( İnşirah 94/5), Allah’ın Resulü Mekke’nin zulmünden  kurtulmuş iman eden müminlerle Medine’ye hicret etmişlerdir.    

  Umut ve Huzur Diyarı Medine

      Mekke’den gelen muhacirler ile Medineli ensar” arasında bir dayanışma ve kardeşlik bağı kurulmuştur. Kısa sürede Medine Anayasası hazırlanmış ve İslam devletinin temelleri atılmıştı. Hicretin 6. Yılında, umre yapmak amacıyla doğup büyüdüğü Mekke’yi ziyaret için yola çıktıklarında müşrikler bu........

© Akademik Akıl