Gelecek 50 yıl
Geleceği tahmin etmek zordur. Ama geleceğin hangi yöne doğru aktığını görmek o kadar da zor değildir. Hele bazı teknolojiler artık laboratuvardan çıkmış, ekonomik sistemin içine girmiş ve birbirlerini hızlandırmaya başlamışsa.
Bundan on yıl kadar önce uzay madenciliğinin ve uzay turizminin önümüzdeki dönemin önemli sektörlerinden olacağını söylediğimde bunlar hâlâ biraz bilimkurgu gibi algılanıyordu. Bugün artık soru bunların olup olmayacağı değil, ne zaman ekonomik olarak anlamlı hale geleceği. Aynı şeyi şimdi önümüzdeki 50 yıl için yapmak istiyorum.
Bana kalırsa önümüzdeki 50 yılı anlamanın anahtar kelimesi teknoloji değil, bolluk olacak.
İnsanlık tarihinin neredeyse tamamı kıtlık üzerine kuruldu. Yeterince yiyecek yoktu, enerji pahalıydı, üretim insan emeğine bağlıydı, bilgiye ulaşmak zordu, kaliteli sağlık hizmeti sınırlıydı. Ekonomi biliminin kendisi bile sınırlı kaynakların sınırsız ihtiyaçlar arasında nasıl dağıtılacağı problemi üzerine kuruldu.
Şimdi bu denklemin bazı değişkenleri değişmeye başlıyor.
Yapay zekâ bilgi üretmenin maliyetini düşürüyor. Robotlar fiziksel emeğin maliyetini düşürecek. Ama enerji konusunda çözümümüz daha fazla enerji üretmek olmayabilir. Tam tersine, kullandığımız cihazlardan veri merkezlerine, ulaşımdan üretime kadar her şeyi o kadar verimli hale getireceğiz ki aynı işi yapmak için ihtiyaç duyduğumuz enerji dramatik biçimde azalacak. Enerji kısıtını daha fazla enerji üreterek değil, çok daha az enerjiye ihtiyaç duyarak aşacağız.
Bunların her biri önemli. Fakat asıl değişim bunların aynı anda gerçekleşmesinden doğacak.
Geçen gün “Yapay zekâ işinizi elinizden alacak mı?” sorusunu tartışırken temel itirazım tam da buydu. Yapay zekâ tartışmasının sürekli insan ile makine arasında bir yarış gibi ele alınmasını yanlış buluyorum. İnsan zekâsının en önemli özelliklerinden biri bulunduğu koşullara uyum sağlayabilmesidir. Yapay zekânın bize uyum sağlamasını beklemek yerine biz yapay zekâ çağının koşullarına uyum sağlayacağız.
Üstelik mesele yalnızca hangi mesleklerin ortadan kalkacağı da değil. Daha büyük soru, çalışmanın ekonomik sistem içerisindeki yerinin ne olacağı.
Çünkü yapay zekâ, robotlar ve giderek azalan enerji ihtiyacı bir araya geldiğinde üretimde ihtiyaç duyulan insan emeği dramatik biçimde azalabilir. Bu durumda bugünkü sosyal devlet anlayışının devamı olarak konuşulan Evrensel Temel Gelir — Universal Basic Income — bile belki doğru kavram olmayacak.
Ben buna şimdilik insanlık geliri demeyi tercih ediyorum.
Çünkü burada insanlara çalışamadıkları için verilen bir sosyal yardımdan değil, insanlığın oluşturduğu teknolojik üretkenlikten herkesin aldığı bir paydan söz ediyor olabiliriz. Robotların ürettiği, yapay zekânın yönettiği ve enerji ihtiyacının son derece düşük olduğu bir ekonomide insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak bugünkü kadar pahalı olmayabilir.
Bu değişim sağlığımıza da yansıyacak.
Önümüzdeki 50 yılda sağlık sisteminin en büyük dönüşümlerinden biri hastalıkları tedavi etmekten onları daha ortaya çıkmadan önlemeye doğru gerçekleşebilir. Bugün yalnızca belirli hastalıklarla ilişkilendirdiğimiz aşı kavramının kapsamı genişleyecek. Kanser de dahil olmak........
