ÖLÜMSÜZ TİYATRONUN ANLAMI VE İŞLEVİ “İnsan Kalmakta Direnme Sanatı”
Tarihin derinliklerinde tapınakların yanı başında doğan tiyatro, giderek insanın yaşamını sorgulayan, sistemi eleştiren bir yapıya dönüşür ve tarihsel süreç içinde karanlık ideolojilere karşı çıkan, baskıcı rejimleri eleştiren ve onları ürküten bir sanatsal güç olarak yerini alır. Tiyatro, insanlık tarihi boyunca, bireyin ve toplumun kendisini anlamasının, sorgulamasının ve dönüştürmesinin en önemli araçlarından biri olmuştur. Sanat dalları içinde tiyatro, doğrudan insanı konu edinmesi, canlı bir etkileşim alanı yaratması ve seyirciyi ortak bir deneyimin parçası haline getirmesi nedeniyle özel bir yere sahiptir. Bu nedenle de tiyatro toplumsal bir sanat olarak tanımlanmaktadır. Tiyatro yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda toplumsal bilinç üretiminin, eleştirinin ve dönüşümün de güçlü bir aracıdır. Bu nedenle tiyatronun insan yaşamındaki yerini doğru biçimde saptayabilmek için öncelikle onun toplumsal işlevini ortaya koymak gerekir.
Tiyatro, insanların topluca ürettiği ve yine topluca alımladığı bir sanat biçimidir. Oyuncu ile seyirci arasındaki doğrudan ilişki, onu diğer sanat dallarından ayırır. Tiyatro anın sanatıdır, canlıdır, can canadır, göz gözedir, akıl akıladır, yürek yüreğedir. Bu özelliği sayesinde tiyatro, toplumun düşünsel ve duygusal birikimini sahne üzerinde görünür kılar. İnsanların yaşadığı çelişkiler, toplumsal, sınıfsal çatışmalar, umutlar, korkular ve mücadeleler tiyatro aracılığıyla sahnede somut ve yaşayan bir biçim kazanır.
Tiyatronun kökenleri, ilkel toplulukların doğa olaylarını anlamlandırmak amacıyla düzenledikleri ritüellere kadar uzanır. Av törenleri, bereket ayinleri ve dinsel kutlamalar zamanla dramatik bir biçim kazanmış, insanın kendisini ve çevresini temsil etme ihtiyacından tiyatro doğmuştur.
Antik Yunan'da tiyatronun yalnızca estetik bir etkinlik olarak değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir kurum olarak değerlendirilmesi gerekir. Çünkü tiyatro, özellikle MÖ 5. yüzyılda Atina demokrasisinin geliştiği dönemde, yurttaşların ortak sorunlarını tartıştıkları kamusal yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelir. Dionysos Şenlikleri sırasında binlerce yurttaş amfi tiyatro mekanında toplanır, devlet tarafından desteklenen oyunları izler ve ardından bu oyunların ortaya koyduğu ahlaki, siyasal ve toplumsal sorunlar üzerine düşünürdü. Bu yönüyle tiyatro, halk meclisi kadar olmasa da yurttaşlık bilincinin oluştuğu önemli bir kamusal alan işlevi görmekteydi.
Bu nedenle Georg Lukacs ve Arnold Hauser gibi düşünürler, Antik Yunan tiyatrosunu toplumun kendi çelişkilerini bilinç düzeyine çıkardığı bir sanat biçimi olarak değerlendirirler. Bu bakış açısına göre tragedya, bireysel acılar aracılığıyla toplumsal düzenin yapısını ve sorunlarını görünür kılar. Bunu da geçen haftaki yazımda belirtiğim gibi, “Gerçeklik İllizyonu”, “Özdeşleşme ve Katharsis” ile gerçekleştirirler.
Orta Çağ'da tiyatro........
