menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cümle Fener Burada

14 0
sunday

“Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir” sergisini İstanbul’da ANAMED’de ziyaret ettim.

Serginin kapısından içeri girdiğimde aslında bir zaman yolculuğuna çıkıp, onlarca yıl önceye, Fener’e girdiğimi düşünüyordum.

Haliç’in kıyısında, kiliselerinde, konaklarında ve sokaklarında geçmişin seslerini taşıyan Fener’e...

Zaman yolculuğum beni Osmanlı sarayına, Patrikhane’ye, ardından Tuna’ya, Eflak ve Boğdan’a götürdü.

“Cümle Fener Burada”, yalnızca Fenerli Rumların yaşadığı bir mahallenin hikâyesini anlatmıyor. Bir mahallenin nasıl bir imparatorluğun diplomasi koridorlarına, saraylarına, ticaret yollarına ve Balkan coğrafyasına bağlandığını anlatıyor.

Üstelik bunu; evlerle, insanlarla, haritalarla, maketlerle, gravürlerle, kitaplarla, belgelerle ve mekânlarla anlatıyor.

Serginin çıkış noktalarından biri 1719 yılında Bükreş’te yaşayan bir âlimin Patrik olan dostuna yazdığı mektuptaki o çarpıcı cümle:

“Cümle Fener burada; artık İstanbul’u hatırlamıyorum.”

Ne güzel bir cümle...

Ne kadar kısa, ama ne kadar büyük bir tarih taşıyor içinde.

Çünkü burada “Fener” artık yalnızca İstanbul’daki bir semtin adı değildir.

Bir insan topluluğudur.

Bir iktidar çevresidir...

Ve belki de en önemlisi, İstanbul ile Balkanlar arasında kurulmuş görünmez bir köprüdür.

Fenerliler olarak anılan Rum Ortodoks seçkinler, Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle 17. ve 18. yüzyıllarında devlet mekanizmasının önemli noktalarında görünür hale geldiler.

Tercümanlık, yalnızca kelimeleri bir dilden başka bir dile aktarmak değildi.

Devletler arasındaki yazışmalar demekti. Avrupa'daki gelişmeleri takip etmek demekti.

1661’de Divan-ı Hümayun tercümanlığı makamının kurulmasının ardından yaklaşık 150 yıl boyunca bu görevin Fenerli ailelerin elinde bulunması tesadüf değildi.

Tercüman, yalnızca tercüman değildi. Bir anlamda devletin dış dünyaya........

© Yeni Düzen