Öteki istiyor; ama ben istemiyorum!
İşte bundan dolayı, insanın içinde, kalbinde hep iki varlık var olagelmiştir. Bunlardan biri, insanı hayra, iyiliğe sevk etmeye çalışan hayırhahı, diğeri de, şeytandır. Kalpte bulunan bu durumu Üstad Bediüzzaman, “lümme-i şeytaniye” diye vasıflandırarak, âdeta insanın içinden gelen bir sesle, hep insanı vesveseye, ayağını kaydırmaya çalışmıştır şeytan-ı lâin.
Tabiî bu şeytan yanına, “her türlü kötülüğü emreden” nefsi de alarak, birçok insana musallat olurken, en çok da dindar insanlara musallat olmaya çalışmaktadır,"nasıl olsa onlar benim askerlerimdir" dediği, mütemerrid ve günahta devam etmeye azimli insanlara pek o kadar bulaşmazken, dindar insanlara; hem de namazda, Kur’ân okurken, Kabeyi tavaf ederken, vs. gibi yerlerde bile bulaşmaya çalışmaktadır.
Böyle bir taarruza hedef olan kalb-i insandaki hiss-i hayır, bu kötü durumdan şikâyetlenerek, böyle kötü durumlara, kötülüğe sevk edilen hâllere duçar olunca, şeytanı kastederek, âdeta feryat edip, "Öteki istiyor. Ama ben istemiyorum!" diye avazı çıktığınca karşı çıkıyor. İnsanı, vartaya düşürecek olan kötülüklere karşı ikaz edip, kurtarmaya çalışıyor. Aklı başında olan bir insan da; eğer, bu hayırlı söze kulak verip, şeytanın; hile ve tuzaklarına düşmezse, bahtiyar bir duruma nail olup, hayırda devam edip, şerde devam etmeyen bir vasfı kazanıyor.
Bunun böyle olduğunu, bu hâllere duçar olan, bahsettiğimiz durumları yaşayan bütün Müslümanlar da tasdik etmektedir. Yukarıda da dedik ya, zaten şeytanın; “askerlerim” dediği, kendisine tamamen tâbi olanlarla bir işi yok. Onları zaten yoldan çıkarmış, onlar âdeta "çantada keklik".........
