Kibritçi Kızlar
Günün gürültüsü çekilince, Ankara’nın soğuğu kemiklere değil doğrudan pişmanlıklaraişlemeye başlar. İnsan eve doğru yürürken sadece adımlarını değil, tamamlanmamışhikâyelerini de peşinden sürükler. Ankara Hali’nde bu akşam da işte böyle bir yükleağırlaşıyor. Gün boyunca birbirine çarpan sesler seyrekleşiyor; kasaların arasında dolaşaninsanlar azalıyor, esnafın sesi çoktan kısılıyor. Yere dökülmüş sebzelerin üzerinde yürüyenayakkabılar artık daha seyrek, daha ıslak sesler çıkarıyor. Balıkçıların önünden geçerken kokuhâlâ havada; balık suyu mazota, ıslak kartona ve Ankara gecesinin o kuru, sert kokusunakarışıyor. Gün boyunca insanın üzerine çullanan hal, gece olunca yaralı bir hayvan gibi kendiiçine çekiliyor.
Elimde üç kuruşluk hal rızkı, poşetin sapı parmaklarımı kesiyor. Sanki poşet taşımıyorum dabu rezil ömrün bütün enkazını sırtlıyorum! Küçücük bir plastik torbanın içine evi sığdırıp;yenilgilerimi, hüsranlarımı, bir türlü o ağızdan çıkamamış çaresiz cümlelerimi tıkıştırıyorum!
Halin kapısından çıkınca içerideki o insan kıyımı birkaç adımda arkamda kalıyor. Az önceyüzlerce adamın tepindiği kargaşanın içindeydim; şimdi iki yanımda cılız sarı ışıklaruzanıyor. Bir dükkânın kepengi gürültüyle inmiş, uzakta bir kamyon bağırıyor, sokakdönülünce o da kesilip gidiyor. Arkama bakıyorum; hal hâlâ ışıl ışıl. Bize dünyayı dar eden okoca kalabalık birkaç dakikada arkamda küçücük bir ışık kümesine dönüşüyor. Poşetiniçindeki şişeler birbirine çarpıyor; karanlığın ortasında o küçük ses sanki bütün bu düzeninsaçmalığını yüzüme vuruyor.
Kaldırımın kenarındaki kasaların arasından bir kedi fırlıyor. Tüyleri balık suyuyla, pisliklebirbirine yapışmış, kulağı yırtık, tek gözü kör gibi bakıyor. Duruyor, bana bakıyor.Yürüyorum, peşime takılıyor. Sonra karanlığın içinden iri bir başkası çıkıyor, ardındanüçüncüsü... Üçü birden sırdaş gibi kaldırım boyunca yanımda yürümeye başlıyor. Halingeceleri çalışan görünmez, eyvallahsız bir uğurlama ekibi var işte! Bütün gün milletintekmeleri altında dolaşan bu hayvanlar, gecenin bir yarısı insanları sessizce uğurlayıp kendidefterlerini kapatıyorlar. İnsanlar birbirinin yüzüne bakmayı, adam gibi uğurlamayı çoktanunutmuş, iş kedilere kalmış!
Durağa yaklaştıkça kediler birer birer uzuyor. İlki bir apartman kapısına sığınıyor, ikincisikarşıya geçiyor. Üçüncüsü çöp konteynerinin yanında durup gözümün içine bakıyor.Duruyorum. Birkaç saniye dik dik bakışıyoruz. Beni buraya kadar getirmiş, görevinitamamlamış gibi, kuyruğunu kırk yıllık dost gibi kaldırıp karanlığın içine dalıyor. Arkasındanbakakalıyorum. İçim ısınıyor.
Halin ışıkları arkamda iyice ufalmış. Sokak lambaları cılız cılız uzanıyor. Az önce kedilerineşlik ettiği kaldırım yine çırılçıplak. Adımlarım sertleşiyor ve nihayet durağın ışığı gözümeçarpıyor. Yaklaştıkça o yorgun siluetler beliriyor; ellerini montunun cebine gömmüş bir adam,çantasını namusu gibi göğsüne basmış yaşlı bir kadın, telefonun ışığına kilitlenmiş bir genç.Ve biraz kenarda, ışığın bile dokunmaya korktuğu o gölgede, ince montuyla duran dördüncübir siluet.
Durağın altına geldiğimde kedilerin bıraktığı o delikanlı sessizliğin yerini, insanların omahzun bekleyişi alıyor.
O dördüncü siluet yanıma yaklaşıyor. Yakası boğazına kadar kapalı, saçları rüzgârdasavruluyor. Işık yüzünün yarısını vuruyor, yarısı karanlıkta. Esmer, sert ama sıcak bir yüz.Elmacık kemikleri çıkık, çenesi dik. Ama yüzündeki her şeyi silip süpüren bir şey var;gözleri! Büyük, derin, adamın ciğerine kadar işleyen gözler. O gözlerin altında koca biryorgunluk var ama en dipte hâlâ sönmemiş, meydan okuyan bir alev tüttürüyor.
Göz göze gelmeyeyim diye kafamı çeviriyorum ama yüzü zihnime çivi gibi çakılıyor. Güzelbir kız, hem de çok güzel. Bunu düşünürken kendi dürüstlüğümden utanıyorum. Çünkügüzelliği vitrine konup tüketilecek cinsten değil. Baktıkça derinleşiyor, baktıkça adamı eziyor.Yüzüne çöken yorgunluk onu çirkinleştirmemiş; aksine, hayatın açtığı o derin yaralardan hâlâdirenç sızıyor. Bu yüzün taşıdığı tek bir şey var: Bu bozuk düzene karşı dayanmış olmak!
Bir araba geçiyor. İçindeki iki adamın bakışı üzerimizde takılı kalıyor. Araba basıp........
