Zihinlerin İşgali
İnsanlık, tarihin önemli tezatlarından birini yaşıyor: Bilgiye erişim sınırsızlaştıkça hakikate olan mesafe giderek açılıyor. İletişim araçları çeşitlendikçe insan kendi yalnızlığına daha çok hapsoluyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz tehdidi sadece "dijital bir bağımlılık" sorunu olarak okumak, meselenin vahametini ıskalamak olur. Kenardan hassas bir nazarla bakıldığında; karşı karşıya olduğumuz şey insanın iradesini hedef alan, fıtri bağlarını koparan ve toplumsal hafızayı algoritmik bir anaforla esir alan sistematik bir "zihinsel işgal" girişimidir.
Modern dijital ekosistem, evimizin içine sızan bir işgalci gibi. Kahramanmaraş’ta tanık olduğumuz o trajik olay, aslında bir sonucun habercisiydi. Bir gencin okul ve arkadaşlarını "anlam dünyası" olmaktan çıkarıp ekranın kurguladığı sanal bir sahneye dönüştürmesi; insanın gerçeklikten, insani olandan ve vicdanın sınırlarından kopuşunu simgeliyor. İstanbul Aile Vakfı tarafından 26 ilde 4.202 kişi ile yürütülen saha araştırması, toplumun gibi ezici bir oranla "huzur, güven ve çözüm merkezi" olarak aileyi işaret ettiğini tescil ediyor. Ancak aynı toplum, ekranın ürettiği o dijital anafor karşısında çaresiz kalmış durumda. Aile, en güvenli liman olarak tanımlanırken; ekran süreleri arttıkça, o limana ulaşan yolları dijital bir sis bulutu kaplıyor.
Bilim dünyası, bu dijital anaforun sadece zihnimizi değil, beynimizin çalışma biçimini de değiştirdiğini kanıtlıyor. Küresel meta-analizler, akıllı telefon bağımlılığının ', internet bağımlılığının ise seviyelerine ulaştığını gösteriyor. Türkiye özelindeki araştırmalar da ergenlerin günlük dijital kullanımının 4-5 saati aştığını; bunun doğrudan uyku erteleme, akademik başarıda düşüş ve sosyal kaygı ile........
