|
Ragıp KaradayıTürkiye |
Yıldırım Han: "Söyle Evrenos’um nerede hata yaptık?.. Emîr’im hele bir desene. Bu ne acayip bir musibettir ki, halas olamadık?"...
Haber yeni gelmişti. Henüz şehirde herkes duymamış olabilirdi. Perihan ve Dilara donup kaldılar. Ne diyeceklerini, ne yapacaklarını...
Gülşah’ın, Doğan’ın düşmanın elinden kurtulacağına inancı tamdı. Utanmasaydı, büyükleri müsaade etseydi, erkek kılığına girer,...
Şövalye Kâbus, adamı Kripto’yu muvaffakıyetinden dolayı önce mükâfatlandırdı. Sonra da kendini gölgede bırakacağını düşünerek...
Hasan Bey ve kaçıracakları adamlar, ani bir baskınla hiçbir şey yapamadan yakalanıp Boğa zindana, diğerleri de odalarına götürülmüştü....
Çekirge Ali, etrafında cereyan eden tabii oluşumdan habersiz atını mahmuzladı durdu. Çok kısa zamanda Bursa istikametine götürecek yolu...
"Bana, Erkara derler! Benim sözüm sözdür! Bu dünya, Doğan Bey’e dar olacak demiştim! Eh, bu arada tabii Gülşah da bana yâr...
Kâbus ve kızı Maria; "içimizdeki bu casusun öldürülmemesi istikbalimiz için daha menfaatimize olur” diye düşünmüş ve alelacele...
Erkara, Kâbus’un alaylı kahkahasıyla şaşkına dönmüştü. Kulaklarını tırmalarcasına bir çığlık gibi üzerine düşen bu...
Çekirge sanki bir şeyler olacakmış gibi Doğan Bey’in konuşmasından duygulanmış, ağlamamak için dudaklarını ısırmıştı. Hayâ...
Şakalaştığını sanan Kripto, ayaklarının bırakılmamasından dolayı oldukça su yuttu. Can havliyle debelendi. Ne yaptıysa da kurtulamadı....
Kadınlar, hislerini belli etmemek için de gülüyor, şarkı söyleyip dans ediyor, daha neşeli ve sevecen görünüyorlardı. Dili tutulmuştu...
Kısa zamanda zenginliği ve şöhreti nasıl yakaladığını muhakeme edemiyor, bocalıyordu. İstediğinin noksansız olduğuna şahit olan Kâbus,...
Loş ışıkların aydınlattığı şatonun alt katındaki bu geniş yer, yanan ocaktan çıkan buhar ve dumanlarla bir daha esrarlı hâl...
Hükmedici, şarlatan, maskara, diğer bir ifadeyle zalim, çirkin ve küstahtı. Emellerine kavuşmak için her yol mubahtı ona göre. Bu sabah yine...
"Benim şu Osmanlı tokadımı nicedir yememiş kim bilir kaç münkir münafık vardır kii… Onları bu zevkten mahrum etmek olmaz ya...
Kendilerine olan güvenleri tamdı. İsteseler bir orduya kafa tutar, gözlerini daldan, budaktan esirgemezlerdi. Oldukça neşeliydiler....
Süleyman Çelebi, yazdığı müsveddeleri edeple, biraz da utanarak uzattı. Emîr hazretleri, her bir yazıyı ayrı ayrı inceledi. Ağlayarak...
Emîr Sultan hazretleri, karşısında Süleyman Çelebi’yi görünce; "Buyurun efendim. Buyurun hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz"...
"Ne kadar hizmet, o kadar mükâfat. Gülşah’ı ikna et, gerisine karışma sen..." Kadın, biraz tedirgin, başkaları var mı...
"Sen ne şahsiyetsizmişsin meğer? Bir daha seni, Gülşah’ın peşinde görmeyeyim! Doğan Bey bana emanet etti. Gölge gibi takip...
Erkara meselesini tek başına hâlletmeye karar verdi Gülşah. Babasının yedek kılıcını aldı, eski elbiselerinden kendine uyabilenleri seçti...
Siyah ve beyaz kadar zıt, bu iki dünyanın biri almak, diğeri vermek için çalışıyordu. Bunların hepsi de inançlarından kaynaklanmıyor...
"Dünyamız, birdenbire altüst oldu! Aman yâ Rabbî! Ne günahlar işlemiştik? Daha dün, birkaç gün öncesine kadar hayat ne...
Doktor çıkarken dedi ki: “Çelebi’nin âsâbı bozuk! Onu sıkıntılara düşüren sebep ortadan kalkmadıkça da rahatlayamayacak.”...
Dünyada böyle insanlar da var deselerdi asla inanamazdı Maria... Oysa şimdi kulaklarıyla duymuştu. Karşılıksız iyilik, yardım, işte buna...
Maria, eşkıyaların baskınını hayırlara yorumladı. Yoksa bu civanmert insanla nereden tanışacaktı? Toparlanıp kalkarken, kıza elini...
Doğan Bey, bir şahin hassasiyetiyle etrafına göz gezdirdi. Tehlike kalmadığından emin olunca da Maria’nın yanına geldi. Akan kanları...
Her biri bir orduya bedel adamlarının, bir tıfıl karşısında hâk ile yeksan olmasına ise kahretmiş, sinirlenmiş, hırsından deliye...
Zavallı kız, sindiği kayanın dibinde; “İmdadıma yetişen bu korkusuz, yakışıklı yiğit de kimdir acaba?” diye söylenirken oldukça da...
"Türklerin bir atasözü var; 'Bükemediğin bileği öpeceksin!' diye. Çok kısa zaman içinde bana hakikatleri görmemi sağladın...
"Bolluk içinde yaşayan, merhamet nedir bilmeyen, aciz insanları perperîşan eden insanlardan intikam almak için bu çetin yolu seçtim...
Kuru arpa yemesinden ve uzun yol katetmesinden dolayı susamış olan hayvan, sahibini sürüklercesine ırmağa daldı... Ayın on beşi her tarafı,...
Süleyman Çelebi'nin, konuşacak mecali, söyleyecek lafı kalmamıştı. Kurumuş, taneleri çıkarılmış haşhaş kapsülü gibiydi. Ne...
Sultan Yıldırım: "Beyazıd Paşam, Akıncı Doğan Bey’in vakit kaybetmeden sefere devam etmesi çok isabetli oldu." Padişah, iri...
Lolo, yürüyen çöplük gibiydi âdeta. “Saraydan çöplüğe düşen benden başka biri daha var mıdır acaba?” dedi, kendi kendine... Kaç...
Burası, kocaman bir oda büyüklüğünde mağaraydı. Devamlı yanan ateşten dolayı her taraf zifiri siyahtı. İrili, ufaklı kazanlar dikkati...
Duman, kesintisiz ince bir ip gibi göğe yükseliyor, sonra da dağılıp kayboluyordu. Erkara, Gülşah’ı elde etmek için her yolu mubah...
Şakalaşmanın hedefinde hep Gülşah vardı. Ona sataşmadan edemiyorlardı... Saçını, başını çekiyor, çekiştiriyorlar. Gülüşüp...
Hadisenin çıktığı cumâ gününden sonra ilk defa bir araya gelen kızlar için bugün çok mühimdi. Herkes noksansız toplanmıştı....
“Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmalı. Yoksa dünyada ne nizam kalır, ne de huzur” diye düşünürken eşkıyanın hıçkırıklarıyla...
Tuttu elinden, kaldırdı canına, malına göz dikmiş adamı. Kamasını yerine koydu. Azgın eşkıyanın üstünü başını temizledi. -...
Hancı, kendisine laf atıldığına aldırmadan Doğan Bey’in ardı sıra baktı bir müddet daha. “Bir kasırga gibi esti yiğit Doğan’ım”...