Dış politikamız ve ‘Türkiye Yüzyılı’
Geçen haftaki yazım Mekke Savunma Anlaşması üzerineydi. Duyduğum endişeleri aktardım ve böyle bir ittifakta yer almanın ülkemiz adına doğru olmadığını anlatmaya çalıştım.
Bu hafta yine bir dış politika konusu gündemimizi meşgul etti. Türkiye Azerbaycan arasındaki gerilim. Konuya dair ben de bir değerlendirme yapmadan önce Azerbaycan görevim esnasında tanıdığım çok değerli analizler yapan arkadaşlarımla görüştüm. Bu sohbet sonunda vardığım sonuçta konunun geçen haftaki yazımın devamı niteliğinde olabileceğini tahmin etmezdim.
Türkiye nasıl bir maceraya sürükleniyor?
BM Genel Kurulunda İsrail Başbakanı Netanyahu konuşurken Azerbaycan Dışişleri’nde görevli bir yetkilinin salondan çıkmayarak bu konuşmayı dinlemesi Türkiye tarafından hoş karşılanmadı ve tepkilere yol açtı. Netanyahu’yu dinleyen Azerbaycan Devlet Başkanı ya da Bakanı değildi. Salonda kalarak konuşmayı dinleyen şahıs da orada bulunmaktan pek memnun görünmüyordu. Sanki yapmak zorunda olunan bir görev gibiydi.
Türkiye bu duruma tepki gösterdi. Çok da önemli bir mevkide olmayan birinin orada olmasına tepki göstermek doğru muydu?
Bir de İstanbul’da Azerbaycan konsolosluğu önünde başörtüsü yasağına yönelik yapılan gösteriler, Türkiye-Azerbaycan dostluğunu baltalamak gibi bir şeydi. İsrail için kardeşlik bağını bozmaya değer miydi?
Bu tepkiler karşısında İlham Aliyev yaptığı açıklamayla Karabağ zaferine kimseyi ortak etmek istemediğini, temin ettikleri her türlü harp silah araç ve gereçlerini parasını vererek aldıklarını ifade etti. Aliyev, bu sözleriyle Türkiye’ye haksızlık yaparak gerilimi daha da arttırdı.
Türkiye bunlara da tepki göstermeye başladığı esnada Azerbaycan’da 21 Eylül’de çıkarılan yasayla ilk, orta ve lise düzeyindeki okullarda, okul üniformalarının tekdüzeliğini bozan ve eğitimin laiklik ilkesiyle bağdaşmayan ek giyim unsurlarının kullanılması yasaklandı. Bu düzenlemeyle birlikte başörtüsü........
