İmralı’ya nasıl sızdık?
Bu yazı, bir sızma yöntemini anlatmak için değil; bir güvenlik testinin devlete, askere ve güvenlik kültürüne neler öğrettiğini ortaya koymak için kaleme alınmıştır.
Her şey, komutanın beni yanına çağırmasıyla başladı.
Yüzünde sıradan bir mesai yorgunluğundan ziyade büyük bir sorumluluğun insana yüklediği o ağır dikkat vardı. Devletin en hassas noktalarından birinin güvenliğinden sorumlu olmanın ne demek olduğunu bilenler, bu bakışı tanır.
Komutan, adanın güvenliğiyle ilgili bazı endişelerini dile getirdi. Alınan tedbirlerin, görev yapan personelin dikkatinin ve güvenlik sisteminin bütün olarak gerçek bir tehdit karşısında ne ölçüde etkili olabileceğini merak ediyordu.
“Birileri adaya sızmak istese, bunu zamanında fark edebilir miyiz?” diye sordu.
Bu soru askerî bir merakın çok ötesindeydi. Bana göre devlet ciddiyetinin de bir gereğiydi. Çünkü güvenlik, raporlarda yazan tedbirlerin yanında, o tedbirlerin gerçek hayatın şartları karşısında nasıl işlediğiyle ölçülür.
Ben de kendisine, bunun yalnızca masa başında tartışılarak tam anlamıyla anlaşılamayacağını söyledim.
“Komutanım,” dedim, “bunu ancak gerçekçi şartlarda yapılacak kontrollü bir tatbikatla sınayabiliriz.”
Önce durdu. Sonra daha dikkatli bakmaya başladı.
Önerim, güvenlik düzeninin önceden belirlenmiş emniyet esasları çerçevesinde ve mümkün olduğunca gerçekçi şartlarda sınanmasıydı. Amacımız kimseyi küçük düşürmek, herhangi bir personeli başarısız göstermek veya sonucu önceden belli bir gösteri yapmak değildi. Esas maksadımız, sistemin güçlü yönlerini ve geliştirilmesi gereken taraflarını, gerçek bir tehditle karşılaşmadan önce görebilmekti.
Komutanın en büyük kaygısı personel güvenliğiydi. Gerçekçi bir tatbikatla kontrolsüz risk arasındaki çizginin çok dikkatli korunması gerekiyordu. Bu nedenle faaliyetin genel çerçevesi, emniyet esasları ve görev sınırları önceden belirlendi.
Bu bir sızma harekâtından çok bir güvenlik testiydi.
Hazırlıklarımızı tamamladık ve uygun şartları beklemeye başladık.
Bazı askerî faaliyetlerde asıl mevzu, planı hazırlamakla beraber planın hangi şartlarda sınanacağını da doğru belirlemektir. Biz de güvenlik sisteminin ideal şartlardan çok, zorlayıcı şartlar altında nasıl işleyeceğini görmek istiyorduk. Bu nedenle faaliyetin gerçekçi olmasını sağlayacak bir zamanı bekledik.
Marmara o gece biraz farklıydı. Karanlıkta kabaran dalgalar insanı ürkütüyor ve denizin gücünü bir kez daha hatırlatıyordu. Dalgaların taşıdığı su zaman zaman üzerimize geliyor; denizin nispeten ılık suyu ense ve yakalarımızdan içeri süzüldükten birkaç saniye sonra gece ayazıyla birleşerek bedenimizde soğuk bir ürpertiye dönüşüyordu.
Böyle anlarda insan fazla konuşmaz.
Motorun uğultusu, botun gövdesine vuran dalgalar ve yanınızdaki arkadaşınızın karanlıkta seçilen silueti zaten yeterince şey anlatır.
O gece bizim için asıl amaç belirli bir noktaya ulaşmaktan çok güvenlik sisteminin gerçek hayatın değişken şartları altında nasıl davrandığını görebilmekti.
Faaliyet planlanan çerçevede başladı.
Görevlendirilen personel, kendilerine verilen görevleri yerine getirmek üzere harekete geçti. Biz de faaliyetin diğer safhalarını yürüttük.
Barınağa geldikten sonra Ada Komutanı’na faaliyetin başladığı bilgisini verdim.
Artık yapılacak şey, güvenlik sisteminin nasıl tepki vereceğini dikkatle gözlemlemekti.
ADANIN İÇİNDEKİ GÖLGE
Tatbikat devam........
