menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmralı hangi ülkede?

21 0
07.08.2026

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…

Harbiye yıllarında kendi aramızda kullandığımız bir tabirdi bu.

Bazı haylaz öğrenciler, işledikleri disiplin suçları nedeniyle hafta sonu iznine çıkamazdı. Aldığı ceza henüz bitmeden yeni bir kabahat işlerse öncekine bir yenisi eklenir, okul kapısından dışarı çıkacağı tarih biraz daha ileriye giderdi. Sonbaharda başlayan izinsizlik kışa, kışın ortasında alınan yeni bir ceza da ilkbahara kadar uzanırdı. İzin durumunu sorduğumuzda, ‘Abi, ben mevsim değiştirdim,’ derlerdi.

Kimse çıkıp da ‘Zaten cezasını çekiyor, bundan sonra ne yaparsa yapsın,’ demezdi. Önceki ceza, önceki fiilin karşılığıydı. Sonradan işlenen her disiplin suçu ayrıca değerlendirilir, karşılığını da ayrıca bulurdu.

Elbette Harbiyeli öğrencilerin gençlik yıllarında işlediği disiplin kabahatleriyle ağır ceza hukukuna konu olan fiiller bir tutulamaz. Fakat en basit disiplin düzeninden ceza hukukuna kadar değişmeyen bir esas vardır: Bir insanın ceza çekiyor olması, ona yeni suçlar işleme hakkı vermez. Önceden aldığı ceza da sonradan işleyeceği suçların peşin karşılığı sayılamaz.

Hükümlü, cezaevindeyken yeni bir suç işlerse ne olur?

Yeni bir soruşturma açılır. Deliller toplanır. Yeterli şüphe oluşursa hakkında iddianame düzenlenir ve yeniden yargılanır. Suçu sabit görülürse yeni fiilinin cezası ayrıca verilir.

Peki ya hükümlünün adı Abdullah Öcalan olursa?

1999’DA HER ŞEY BİTTİ Mİ?

Abdullah Öcalan, 15 Şubat 1999’da yakalanarak Türkiye’ye getirildi ve yargılandı. Hakkında 29 Haziran 1999’da verilen hüküm, yakalandığı tarihe kadar işlenen fiillere ve o tarihe kadar yürüttüğü örgütsel faaliyetlere ilişkindi. O hüküm ne kadar ağır olursa olsun, 15 Şubat 1999’dan sonra işlenebilecek suçların karşılığı değildi. Hukuken de vicdanen de olamazdı.

Bunun, ‘aynı fiilden iki defa yargılama olmaz’ ilkesiyle de ilgisi yoktur. Kimse hükme bağlanmış eski fiilleri yeniden yargılamayı teklif etmiyor. Mesele, yakalandığı tarihten sonra işlendiği ileri sürülen yeni fiillerin, verilen yeni talimatların ve devam eden örgütsel faaliyetlerin ayrıca araştırılıp araştırılmadığıdır.

Bir mahkûmiyet kararını, hükümlünün sonraki yıllarını örten görünmez bir dokunulmazlık zırhına çeviremezsiniz. Çevirirseniz hukuk işlemiş olmaz; durmuş olur.

Oysa PKK’nın silahlı eylemleri 1999’da sona ermedi. Öcalan hakkında verilen hükümden sonra da terör saldırıları sürdü, binlerce insanın hayatına yeni acılar eklendi. Bu saldırıların ve yeni mağduriyetlerin hiçbiri, 29 Haziran 1999’da verilen hükmün kapsamında değildi.

YAKALANDI, PEKİ ÖRGÜTTEN KOPTU MU?

Abdullah Öcalan yakalandıktan sonra örgütle bütün bağlarını kesmiş, yalnızca cezasını çeken sıradan bir hükümlü hâline mi geldi? Eğer öyleyse PKK/KCK çevreleri neden yıllar boyunca ondan ‘önderlik’ diye söz etti? ‘Önderlik çizgisi’, ‘önderlik perspektifi’ ve ‘önderliğe bağlılık’ gibi kavramlar neden örgütün dilinden hiç düşmedi?

Terör örgütlerinin kendilerine mahsus bir dili vardır. O dilde kavramlar gelişigüzel seçilmez. Kimin düşünce ürettiğini, kimin yön belirlediğini, kimin sözünün bağlayıcı sayıldığını o kavramlardan anlarsınız. PKK’nın Öcalan için kullandığı ‘önderlik’ sözü de sıradan bir sevgi veya saygı ifadesi değildir; örgütün ideolojik merkezini ve irade kaynağını tarif eder.

Nitekim 27 Şubat 2025’te DEM Parti İmralı Heyetinin kamuoyuna açıkladığı çağrıda PKK’nın kongresini toplaması, bütün grupların silah bırakması ve örgütün kendisini feshetmesi istendi. PKK da 5–7 Mayıs 2025’te topladığı kongrenin ardından fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldığını duyurdu. Demek ki İmralı’dan çıkan söz, çeyrek asır sonra bile örgüt kongresini toplatabilecek ve örgütün geleceğine ilişkin karar aldırabilecek kadar etkili kabul ediliyor.

Bir kişi örgüte “kongreni topla”, “silah bırak” ve “kendini feshet” diyebiliyor ve bu çağrı örgüt tarafından karşılıksız bırakılmıyorsa, örgüt üzerindeki etkisinin sürdüğüne ilişkin çok güçlü bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bugünkü tasfiye iradesini açıklamak için kabul edilen otorite, geçmişteki silahlı faaliyetler konuşulurken birdenbire yok sayılamaz.

Silah bıraktırabildiği söylenen bir kişinin, o silahların hangi dönemde ve hangi strateji doğrultusunda kullanıldığındaki rolünü sormak suçlama değildir. Hukukun gereğidir. Cevabı biz veremeyiz; fakat bu soruyu sormaktan da vazgeçemeyiz.

İMRALI’DAN DAĞA UZANAN ZİNCİR

Terörle mücadele sahasında uzun yıllar görev yapanlar bilir: Dağdaki silahlı bir grup, kendisine ulaşan her sözü aynı değerde kabul etmez. Mesajın kimden geldiğine, kimin adına iletildiğine ve uygulanıp uygulanmadığının kime raporlanacağına bakar. Talimatın kaynağı, örgüt içindeki ağırlığını da belirler.

Sahada görev yaptığımız yıllarda bunun izlerini defalarca gördük. Örgütün üst yönetiminden gönderilen mesajlar, ‘sözde önderliğin talimatları’ denilerek alt kademelere ve silahlı gruplara ulaştırılırdı. Her grup, bulunduğu bölgenin şartlarına göre görev alır; yapılanlar da yine örgütsel kanallardan yukarıya raporlanırdı. Fazla ayrıntıya girmeye gerek yok. Emir ve rapor zinciri olmayan bir silahlı yapı, yıllarca aynı hedef doğrultusunda hareket edemez.

Bu nedenle Öcalan’ın 1999’dan sonra........

© Veryansın TV