Sanatçı: “Kendi olmak” arayış ve özgünlük (3)
İnsan önce kendisi değildir. Kendisi olur. Yani kendilik başlangıç noktası değil, bir süreçtir. Bu yüzden “aradığım şeyle ne kadar kendim oluyorum?” sorusu, bana göre “kendilik” meselesinin en verimli formülasyonlarından biridir. Çünkü burada kendilik sabit bir öz olarak değil, arayış içinde şekillenen bir varoluş olarak düşünülüyor. Bu açıdan bakınca insanı oluşturan şey, ulaştığı cevaplardan çok, vazgeçemediği sorular olabilir.
Bir sanatçı için de durum böyledir. Onu özgün kılan şey yalnızca ürettiği eserler değil, yıllar boyunca peşini bırakmayan sorulardır. Teknikler değişir, üsluplar değişir, dönemler değişir; ama bazı temel sorular sanatçının iç çekirdeği gibi varlığını sürdürür. Bu nedenle, sanat üzerine yürüttüğüm tartışmalar bağlamında şöyle bir düşünce ortaya çıkıyor: İnsan, aradığı şeyde kendisini bulmaz; kendisini, hangi şeyi neden aradığını sorgulayabildiği ölçüde bulur. Ve belki daha da ileri giderek: hakiki oluş, aradığımız nesneye ulaşmak değil, arayışın sonunda arayanın dönüşmesidir.
O zaman “kendim olmak” da bir kimliğe sahip olmak değil; kendi sorularımın sorumluluğunu üstlenebilmek anlamına gelir. Başkalarının cevaplarıyla yaşamak mümkündür, ama başkalarının sorularıyla yaşamak insanı yavaş yavaş kendisinden uzaklaştırır. Sanat ve kültür eleştirilerimin merkezindeki endişe de burada yatıyor: Günümüz insanı cevaplarını değil, sorularını bile dışarıdan almaya başlamış olabilir. Bu durumda arayış sürebilir fakat oluş gerçekleşmez.
Günümüz sanatçısının en temel sorunlarından biri estetikten önce bir kimlik sorunudur. Ancak burada “kimlik” sözcüğünü biyografik ya da toplumsal kimlik anlamında değil, daha derin bir anlamda kullanıyorum: “Kim konuşuyor? Bugün sanatçının karşı karşıya olduğu asıl soru........
