menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tartışmanın odağını kaybettirmemek gerek

44 0
19.09.2026

Bu ülkede 41 yıl süren bir çatışma yaşandı. On binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden yurdundan oldu. İktisadi, siyasi, içtimai, hukuki ve aklınıza gelebilecek her alan bu çatışmadan menfi yönde etkilendi. Öyle ki bu çatışma sona ermedikçe, memleketin selamete çıkamayacağı izahtan varesteydi.

İlk defa 1993’te bu çatışmayı bitirmek, sulh ve sükûnu temin etmek maksadıyla bir adım atıldı, akabinde bu yolda birçok denemeye girişildi. Kimisinden millet kısmen haberdar oldu, kimisi kapalı kapıların ardında cereyan etti. Bazen girişim sadece temas seviyesinde kaldı, bazen masada en ince ayrıntılara kadar inildi.

Ne var ki mutlak bir neticeye varılamadı. Silahların devreden çıktığı dönemler oldu olmasına ama hiçbir zaman sahneyi tamamen terk ettikleri görülmedi. Maalesef, kısa ya da uzun süren bir suskunluk döneminin ardından her seferinde silahlar bir kez daha konuşmaya başladı. Ve silahlar her konuştuğunda canlar yandı, evlere ve bağırlara ateşler düştü.

İki yıl önce bu acıları nihayetlendirmek için yeni bir fırsat çıktı. Devlet Bahçeli, Meclis kürsüsünden Abdullah Öcalan’a –özü itibariyle- silahların bırakılması karşılığında meşru siyasi alana dâhil olunmasını içeren bir çağrıda bulundu. Öcalan ve PKK de bu çağrıya müspet bir cevap verdi.    

Beklenmedik bir anda -çünkü son on yılda işler bütünüyle sarpa sarmıştı- ve beklenmedik bir aktörden -çünkü Bahçeli bu tür süreçlere keskin muhalifliğiyle maruftu- gelen çağrıyla bir kapı aralandı. Az bir vakitte çok işler yapıldı. PKK örgütsel varlığını feshetti, silahlarını yaktı, ülke içinden çıktı, sınır boylarını boşalttı. Meclis’te bir komisyon kuruldu, ortak bir rapor yazıldı ve bu rapor oybirliğine yakın bir oyla kabul edildi. Nihayetinde de Komisyon raporundaki öneriler doğrultusunda bir teklif Meclis’e sunuldu, rekor bir oyla Genel Kurul’dan geçti ve kanunlaştı.

Çerçeve Kanunun (ÇK) yürürlüğe girmesiyle birlikte süreç karşıtlığının dozu da arttı. Aslında bir bakıma, anlaşılır bir durum bu. Dünyanın diğer bölgelerindeki çatışma çözümlerinde de tecrübe edilen bir hal var: Süreç ete kemiğe büründükçe ve daha evvel ‘olmaz’ denilenler olmaya başladıkça süreç karşıtı seslerin de daha gür çıktığı görülür. Bu yönüyle Türkiye’deki tepkilerin bir kısmı sürpriz değil.

Bu ülkeden geçmişten bugüne Kürt meselesinde siyasi ve hukuki metotlara müracaat edilmesini katiyetle reddeden kesimler ve onların temsilciliğine soyunmuş partiler var; İYİ Parti, Zafer Partisi gibi. Onlar çözümün sadece “son terörist ölünceye kadar” mottosunda buluyorlar; dolayısıyla onların ÇK’ya karşı çıkmalarında ve kabul edilmemesi için cansiperane mücadele etmelerinde şaşılacak bir taraf yok. Siyasi varlıklarını bu karşıtlık üzerinden temellendiriyorlar. Bir nevi eşyanın doğası. Ama asıl konumuz da onlar değil.

Şaşırtıcı olan, çatışmaların bitmesini ve silahların devreden çıktığı bir ortamda sorunun çözülmesini........

© Serbestiyet