menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sınıfın birliği ve birleşik mücadelenin siyasal merkezi

13 0
19.08.2026

“İşçi sınıfı hareketinin yeni doğrultusu” dosyasındaki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.

Türkiye işçi sınıfı hareketinin bugünü ve geleceği üzerine yürütülen tartışmalarda iki temel yaklaşım öne çıkmaktadır. Birincisi, sınıfın birliğinin sendikaların güçlendirilmesi ve ekonomik mücadelenin yaygınlaştırılmasıyla kurulabileceğini savunmaktadır. İkincisi ise sınıfın birliğini esas olarak siyasal alanda, mevcut partiler ve seçim ittifakları üzerinden tarif etmektedir.

Bu iki yaklaşım da sınıf mücadelesinin bütünlüğünü kavramakta yetersiz kalmaktadır. Sendikal mücadeleyi siyasal mücadeleden koparan ekonomist anlayış, işçileri ücret ve çalışma koşullarıyla sınırlı bir mücadeleye hapseder. İşçi sınıfının fiilî mücadelesinden ve işyerlerindeki örgütlenmesinden kopuk siyaset anlayışı ise sınıfı, kendi adına konuşulan edilgen bir toplumsal kesime dönüştürür.

Tartışılması gereken, sendikal alan ile siyasal alan arasında bir tercih yapmak değildir. Asıl mesele; ekonomik, sendikal, demokratik ve siyasal mücadeleyi aynı sınıf perspektifi içinde birleştirecek örgütsel hattın nasıl kurulacağıdır.

Birlik, mücadelenin içinde kurulabilir

Sınıfın birliği yalnızca sendikal alanda ya da soyut bir siyasal söylem düzeyinde kurulamaz. Bu birlik; farklı işkollarındaki direnişleri ortak bir sınıf hattında buluşturan, ekonomik mücadeleyi siyasal mücadeleye taşıyan birleşik bir perspektifle sağlanabilir.

İhtiyaç duyulan şey, mücadelelerin ardından açıklama yapan veya işçiler adına konuşan yeni bir yapı değildir. İşyerlerinden, işçi komitelerinden ve fiilî mücadelelerden beslenen; sınıfın parçalı direnişlerini ortaklaştıran ve bu mücadeleyi ülke ölçeğinde merkezîleştirecek iradi bir yapılanmaya ihtiyaç vardır.

Çünkü sermaye sınıfı işçilere yalnızca işyerlerinde saldırmıyor. Ücretlerin düşürülmesinden sendikal örgütlenmenin engellenmesine, grev yasaklarından işten çıkarmalara, özelleştirmelerden güvencesiz çalıştırmaya kadar bütün saldırılar ortak bir sermaye programının parçalarıdır. Bu program devletin, yargının, kolluk güçlerinin, sermaye örgütlerinin ve düzen siyasetinin işbirliğiyle uygulanmaktadır.

Sermayenin saldırısı birleşik ve merkezîyse, işçi sınıfının buna vereceği yanıt da parçalı ve kendiliğinden olamaz.

15-16 Haziran’ın gösterdiği

Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihi bu ihtiyacı doğrulayan güçlü örneklerle doludur.

15-16 Haziran 1970’te yüz binlerce işçi yalnızca DİSK’i savunmak için değil, devletin ve sermayenin işçi sınıfını denetim altına alma girişimine karşı ayağa kalktı. Fabrikalardan çıkan işçiler kent merkezlerine yürüdü; işkolu, sendika ve fabrika sınırlarını fiilen aştı.

15-16 Haziran, işçi sınıfının ekonomik taleplerle sınırlı bir toplumsal kesim olmadığını, gerektiğinde ülkenin siyasal dengelerini sarsabilecek bağımsız bir güç hâline gelebileceğini gösterdi. İşçi sınıfı, kendi hareketiyle sermayenin karşısına........

© sendika.org