menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dikkatimizin İpleri Kimin Elinde?

35 0
04.07.2026

Dikkatimizin İpleri Kimin Elinde?

Dikkatimizin İpleri Kimin Elinde?

Odağınızı Geri Kazanmak, dikkat sorununa ilişkin bir kitap olmanın ötesinde, çağımızın ruh haline dair bir teşhis niteliğinde.

İtiraf edelim, birçoğumuz artık bir kitabın birkaç sayfasını bile bölünmeden okuyamıyoruz.

Bir haber okurken aynı anda onlarca mesaj geliyor. Mesajı yanıtlarken başka bir bildirim ekrana düşüyor. Sonra neden mutfağa gittiğimizi unutuyor, bilgisayarın başına niçin oturduğumuzu hatırlamaya çalışıyoruz. 

Araba kullanırken sosyal medyaya bakmak veya elektronik postalarınızı kontrol etmek, şehir içinde giderek daha çok maddi ve ölümlü kazaya yol açıyor. Aynı anda birkaç işi yürütmeyi bir enerji ve zekâ göstergesi olarak düşünsek de ve bu “acelecilik hastalığı”nı normalleştirsek de aslında parçalanmış odağın kimseye pek bir faydası olmuyor. Zira her görev değişimi sonrasında zihnimizin yeniden toparlanıp eski odağına geri dönmesi için 23 dakika gerekiyor. Üstelik bütün bunları yaşarken suçu da kendimizde arıyoruz: Yeterince disiplinli değiliz. İrademiz zayıf. Odaklanmayı beceremiyoruz. Oysa hayatımız aslında dikkat saptırıcılar açısından adeta bir mayın tarlası… 

Mercan Yurdakuler’in çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan kısa süre önce çıkan, Zelana Montminy imzalı “Odağınızı Geri Kazanmak: Dikkat Dağıtıcılar Çağında Odağınıza Sahip Çıkma Kılavuzu” tam da bu noktada ezber bozuyor.

Yazar, bir davranış bilimci olmasına rağmen kitabı akademik bir mesafeden yazmamış. Üç çocuk annesi, çalışan bir kadın ve eş olarak, dikkati sürekli parçalanan hayatın tam ortasında yaşadığını anlatıyor.

Sabah kahvaltı masasında e-postalarla mücadele ederken, okul servisine çocuğunu yetiştirmeye çalışırken, akşam olduğunda tüm enerjisini çoktan tüketmiş olduğunu fark ederken…

Bu kitap steril bir ortamda değil, gündelik hayatın çatlaklarında yazılmış. Hem bilimi hem de kişisel yaraları barındırıyor. Hem gerçekliği ortaya seriyor, hem de üstesinden gelmeye dönük somut araçlar öneriyor. Belki de bu yüzden çok samimi geliyor.

Montminy’nin çıkış noktası oldukça basit ama bir o kadar da sarsıcı: Belki de sizin dikkat eksikliğinizle ilgili değildir sorun… Belki de tüm mesele, dikkatinizin sürekli talan edildiği bir çağda yaşıyor olmanızdır.

Kitabın en çarpıcı yanı, dikkati bir verimlilik meselesi olarak ele almaması. Son yıllarda rafları dolduran sayısız kişisel gelişim kitabının aksine, daha çok çalışmanın, daha çok üretmenin ya da daha fazla iş bitirmenin yollarını anlatmıyor.

Montminy’e göre bugün yaşadığımız şey bir “dikkat krizi.” Sürekli bildirimler, aynı anda birçok işi yapma baskısı, bilgi bombardımanı ve duygusal yükler, düşünme ve bilinçli karar alma kapasitemizi aşındırıyor. Beyniniz bildirimlerin bombardımanı altındayken, mevcut enerjiyi, odaklanmadan hayatta kalmaya doğru yeniden yöneltiyor. Bir nevi “otomatik pilot”a geçiyor. Dijital gürültüye dayanabilmek için sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz. Zihnimiz farklı diyarlarda gezinirken biz gündelik işlerimizi adeta bir “araf” halinde yapıyoruz. 

Durmadan bir işten diğerine geçiyoruz; dikkatimiz sürekli birileri tarafından talep ediliyor, bölünüyor, ele geçiriliyor. İzlemekte olduğumuz video iki saniye içinde yüklenmediğinde yenisine geçiyoruz. Sürekli “erişilebilir” olmak istiyoruz. Hayatımızın her kılcal damarına “aciliyet” duygusu sinmiş. Bu yüzden hepimiz kendimizi yorgun hissediyoruz. Ancak yazara göre bunun nedeni çok şey yapmak değil; tam tersine aynı anda her yerde bulunmaya çalışırken hayatın hiçbir anında “gerçekten var olamamak”. 

Bunu uzun zamandır çocuklar ve gençler üzerine yaptığım araştırmalar ekseninde de takip ediyorum. Odaklanma sorunu ve dürtüsellik, çağın yeni pandemisi. Kısa videoların ve sürekli bilgi akışının yaşandığı bir dünyada beyinleri sürekli uyarılıyor ve dikkat süreleri giderek kısalıyor. Ani öfke patlamalarından sınıfta oturamayan çocuklara, ders boyunca camdan dışarı bakıp derse odaklanamayan ergenlere dek odaklanma sorunları çeşitleniyor. 

Yazar, odaklanmayı bir irade konusu olarak görmek yerine, dikkatin ancak uygun zihinsel, duygusal ve fiziksel koşullar sağlandığında ortaya çıkabileceğini savunuyor. Ona göre odaklanmak, duygusal dayanıklılığın bir........

© Perspektif