menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Diyanet’ten Cuma Namazı Konusunda Sessiz Devrim

8 0
friday

Diyanet’ten Cuma Namazı Konusunda Sessiz Devrim

Diyanet’ten Cuma Namazı Konusunda Sessiz Devrim

2002’den sonra Müslümanların dâr’ül harb ve dâr’ül İslam eksenli Cuma namazı tartışmalarına şahit olmadık ama şimdilerde Diyanet’in bir uygulaması yoluyla yeni ve fiilî bir durumla karşı karşıyayız. Bu konunun siyasi ve toplumsal boyutunun, fıkhî boyutundan ayrı ele alınacağı umudunu taşıyorum.

Türkiye’de bizim nesil Cuma namazının sıhhatinin şartlarını tartışarak büyüdü. Ben o zaman imam hatip lisesinde talebe idim.(76-83). Haftalık Şûra, Tevhid ve Hicret gazetelerinde en önemli konu Türkiye’nin dâr’ül harb, dâr’ül İslam olup olmadığı idi. Türkiye’nin dâr’ül harb olduğu bir kişisel düşünce şeklinde değil; İslam fıkhının bir hükmü olarak tartışıldı.

Bu konudaki ağırlıklı yazılar, fıkhi nakiller, cevaplar, tartışmalar Yusuf Kerimoğlu (Hüsnü Aktaş) tarafından yürütüldü. Millî Gazete’nin Fıkıh Köşesi’nde de aynı konu işlediğinden gazete okurlarının aktüel tartışmaları arasına girdi. Konu, fakih bilinen hocaların gündemine de taşındı. Benim takip edebildiğim kadar Sadreddin Yüksel, Ekrem Doğanay, Hayreddin Karaman, Mehmet Palu bu konuda görüşlerini yazdılar. Diyanet bir kurum olarak bu konuda fetva / görüş yazmadı. Zira Diyanet, tartışmalara uygulama ile cevap vermiş oluyordu.

Denilebilir ki bu konunun Diyanet’i ilgilendiren yönlerinden biri de 1980 darbesiyle birlikte hutbe ve vaazların dilinde ve konularında yaşanan değişimdi. Zira imam hatip görevlileri kravat takmaya başladı, hutbeler ve vaazlarda tavşan tersi gibi kokmaz, bulaşmaz konuları işitir olduk. Trafik, çevre, nüfus planlaması, kanunlara itaat, İslâm’ın ilerlemeye mani olmadığı, aşırılıktan kaçınmak, hurafeler, turizm gibi konularda gayet seküler bir dille yazılmış aslı makale olan hutbe ve vaazlar dinledi Türkiye.

Kırılma noktası, resmî kutlama ve anma günlerinin, özel isimler zikredilerek dinî literatüre girmesi oldu. Bu konuda Kenan Evren’in günlüklerinde yazdığı bir olay çok etkili oldu. 1980 yılı içinde, yani darbeden beş altı ay önce, Fatih Camii’nde kimliği belirsiz bazı kişiler, duada özel isimler geçince televizyonun canlı yayını sırasında yuh sesleriyle protestoda bulundu. Evren, günlüklerinde bu hususu darbenin gerekçesi olarak yazıyor. Demek ki bu, aslında bir merkez tarafından tertip edilmişti. 80 sonrasında özel isimlerin dualarda zikredilir oluşu dâr’ül harb söylemini pekiştirmişti. İslam (âyetler, hadisler) Kenan Evren’in kabul edeceği bir dil ve yoruma âlet edilir olmuştu. 1980 öncesinde Ömer Öztop, Ali Rıza Demircan, Tahir Büyükkörükçü, Timurtaş Uçar, Abdullah Büyük ve Muzaffer Ozak gibi vaiz, müftü ve hatiplerin kürsü diline alışmış olan cami cemaati, taban tabana zıt bir dil ve tutumla karşılaşınca okuryazar kesim camiden ve cuma namazından uzaklaştı. Bazı yerlerde alternatif hutbeler okunduğu ve namazları sivil kişiler kıldırdığı için gayriresmî cuma namazları kılınmaya başlandı. Kayda değer bir kesim Cuma namazını ve camiyi terk etti.  Ortaya trajikomik bir durum çıktı. Beş vakit namaz kılan bir grup, cuma namazı kılmıyor, camiye gitmiyor ve camiye ve cuma namazına karşı tavır alıyordu. Buna karşılık, beş vakit namaz kılmayan başka bir grup cuma namazına gidiyordu.

Siyasi parti olarak bu ayrımdan en çok Refah Partisi etkilendi. Bu tabii bir sonuç idi. Zira bu tartışma Milli Görüş’ün gazetesi Milli Gazete’deki yazılarla da yürütüldü. Partinin mensuplarından özel mekanlarda Cuma namazı kılanlar oldu. Hayır, Türkiye dâr’ül harb değildir zira bir belde bir kez dâr’ül İslam olmuşsa bir daha dâr’ül harb olmaz; biz itikadı sahih, ameli salih, Diyanet’in hutbelerini okumayan veya ideolojik yerleri okumadan geçen imamları tercih edelim, cumayı terk etmeyelim görüşü ile hareket edenler de oldu. Konu RP’yi o kadar meşgul etti ki Fazilet Partisi genel başkanı Recai Kutan Kırmızı Koltuk programında konuya tamamen Fransız gazeteciye : “Biz (Partimiz) dâr’ül harb, dâr’ül İslam tartışmasında Türkiye’nin dâr’ül İslam olduğunu söyledik, Cuma namazının kılınmasını söyledik ve radikalizmi önledik” dedi.

Kutan, bu söylemiyle Türkiye’de radikal bazı grupların Cuma namazı kılmadıklarını, bunun da İran devrimini destekleyenler arasında yaygın olduğunu ihsas ediyordu.

Bütün bu tartışmaların gerisinde dâr’ül harp, dâr’ül İslam ve Cuma namazının sahihliği tartışmaları vardır.  Hüsnü Aktaş’ın (Yusuf Kerimoğlu) fıkhî olarak ele aldığı konu siyasi ve fikri bir konu haline gelmişti, getirilmişti. Aktaş fıkıh kitaplarından yaptığı........

© Perspektif