menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke Paktı: Bölgesel Caydırıcılıktan Ortak Güvenlik Mimarisine

9 0
09.10.2026

Mekke Paktı: Bölgesel Caydırıcılıktan Ortak Güvenlik Mimarisine

Mekke Paktı: Bölgesel Caydırıcılıktan Ortak Güvenlik Mimarisine

Mekke Paktı saldırı ihtimalini daha baştan azaltmayı amaçlayan stratejik bir güvence olarak görülmeli. Bu güvencenin kalıcı bir caydırıcılığa dönüşmesi ise ortak tatbikatların, savunma sanayisi projelerinin ve birlikte çalışabilirlik kapasitesinin düzenli biçimde geliştirilmesine bağlı.

Orta Doğu’nun güvenlik düzeni uzun yıllar ABD’nin askerî varlığı ve bölge ülkelerine sunduğu güvenlik garantileri üzerine kuruldu. Ancak Washington’ın değişen öncelikleri, bölgesel krizler karşısındaki kararsız tutumu ve müttefiklerinden daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemesi bu garantilerin güvenilirliğini tartışmaya açtı. Bu durum ABD’nin bölgeden tamamen çekildiği anlamına gelmiyor. Buna karşılık bölge ülkeleri artık güvenliklerini tek bir dış gücün iradesine bağlamanın taşıdığı riskleri daha açık biçimde görüyor.

Mekke Savunma Anlaşması bu yeni şartlarda ortaya çıkan güçlü ve stratejik bir arayıştır. Türkiye’nin askerî tecrübesi ve gelişen savunma sanayisi, Pakistan’ın geniş askerî kapasitesi ve nükleer caydırıcılığı, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü ve stratejik konumu önemli bir güç bileşimi oluşturmaktadır. Anlaşma ABD ile mevcut ilişkilerin yerine geçmeyi değil, tarafların güvenlik seçeneklerini çeşitlendirmeyi ve bölgesel tehditler karşısında kendi caydırıcılıklarını artırmayı amaçlamaktadır. Bu bakımdan Mekke Paktı bir kopuş girişiminden çok, üç ülkenin dışa bağımlılığı azaltarak daha dengeli ve çok katmanlı bir güvenlik sistemi kurma iradesidir[1].

Üç Ülkenin Birbirini Tamamlayan Güçleri ve Kolektif Caydırıcılık

Mekke Paktı’nın caydırıcılık potansiyeli, üç ülkenin benzer güçlere sahip olmasından değil, farklı kapasiteleri ortak bir güvenlik hedefi etrafında birleştirmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye gelişmiş savunma sanayisi, askerî teknoloji üretimi ve farklı sahalarda kazandığı operasyonel tecrübeyle öne çıkmaktadır. Pakistan büyük ve deneyimli ordusunun yanı sıra stratejik caydırıcılık kapasitesiyle denkleme ağırlık kazandırmaktadır. Suudi Arabistan ise mali kaynakları, enerji piyasalarındaki etkisi ve Körfez’deki jeopolitik konumuyla bu yapının ekonomik ve siyasi dayanağını oluşturmaktadır. Böylece üç ülke, birbirlerinin eksiklerini tamamlayan çok boyutlu bir güç bileşimi meydana getirmektedir.

Bu stratejik tamamlayıcılık, muhtemel bir saldırganın yalnızca hedef aldığı ülkenin vereceği karşılığı değil, paktın toplam kapasitesini hesaba katmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin teknolojik ve operasyonel gücü, Pakistan’ın askerî kapasitesi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik imkânları birlikte değerlendirildiğinde saldırının muhtemel maliyeti yükselmektedir. Mekke Paktı bu bakımdan yalnızca kriz anında devreye girecek bir savunma taahhüdü değil, saldırı ihtimalini daha baştan........

© Perspektif