menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÇOCUK EĞİTİMİ ÜZERİNE HATIRLATMA

10 0
09.04.2026

ÇOCUK EĞİTİMİ ÜZERİNE HATIRLATMA

Ümmetine karşı baba konumunda olan Hz. Muhammed, çocuklar dâhil ümmetinin tüm fertlerinin öğretimiyle meşgul olmayı risalet görevinin bir gereği olarak kabul etmiştir. Resulullah (s.a.v.), Kur’an-ı Kerim öğretim yaşı olarak, çok erken bir yaşı seçmiş ve Abdulmuttalib Oğullarının çocuklarına konuşmaya başlar başlamaz İsra Suresi’nin 111. ayetini öğretmiştir. [1] Ayeti metin ve meal olarak tanıyalım ki en azından Müslüman baba adaylarına görevlerini öğretelim: “(Ey Muhammed! Rab ve ilah olarak, Allah’ın birliğini, mutlak hâkimiyetini tüm insanlığa bir kez daha haykırarak) de ki: “Bütün övgüler; çocuk edinmeyen, hükümranlığında eşi ve ortağı bulunmayan ve acizlikten kaynaklanan bir sebeple (yardımcıya, koruyucuya ve) dosta ihtiyacı olmayan Allah’a aittir. (İşte böylece, O’nun (sınırsız yüceliğini ve) büyüklüğünü, (gerek sözlerinle, gerek tavır ve davranışlarınla tüm dünyaya) ilan et!” [2] Bazı kaynaklarda ise Hz. Peygamber’in çocuklara ilk defa şu ayeti öğrettiği belirtilmiştir: “O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir; asla bir çocuk edinmemiştir; kudret ve egemenliğinde herhangi bir eşi ve ortağı yoktur; her şeyi yaratan ve (evrene yerleştirdiği yasalar çerçevesinde, her şeyi en) mükemmel bir ölçü ve dengeye göre düzenleyen sadece O’dur!” [3]

Bu iki ayet ve Kuran bütünlüğündeki tevhidi hükümler bize öğretiyor ki Kur’an’ın dünya görüşü ‘theocentric’tir, yani varlık merkezinde Allah vardır. [4] Hiçbir şey O’nun takdirini aşamaz. O’nun müdahale etmediği hiçbir alan yoktur. İnsanın evlenmesinden boşanmasına, siyasi faaliyetlerinden ahlaki eylemlerine, namaz, oruç, cihad, zekât ve hac gibi ibadetlerinden ticari işlerine kadar Allah kurallar koymuştur. Hatta yolda yürüme biçimine kadar kayda bağlamıştır. [5] İnsan, bu kurallara imanı ve imanının gereğini hayata aktarması; inancı ile ibadeti arasındaki uyuma göre mü’min/müslim kimliğini kazanabilir. Sadece “inandım” deyip sonra da Allah’ı ciddiye almamak, iman uğruna bir bedel ödememek, inanç-amel uyumsuzluğudur. Hayatını Allah’la anlamlandıran hiçbir Müslüman bu çelişkiye düşmemelidir. Hz. İbrahim’in yapmış olduğu şu dua, çelişkisiz bir imanı tanıtması ve kuşatıcılığı bakımından oldukça anlamlıdır. Her Müslümanın hayatında şu duanın bir yeri olması için Kur’an bu duayı örnek olarak sunmuştur:

“(Ey Müslüman! Bu mükemmel tevhid inancının pratik hayata nasıl yansıtılacağını öğretmek üzere, tüm insanlığa) de ki: “Benim dua ve yakarışlarım, (namaz, cihad, zekât, oruç, hac ve kurban başta olmak üzere bütün) ibadetlerim, kısacası hayatım ve ölümüm (her türlü çabalarım, hayatım ile ölümüm arasındaki yaptığım tüm salih amellerim), yalnızca âlemlerin (yegâne sahibi, maliki, idarecisi, velisi ve Rabbi olan Allah içindir!” [6] Sadece O’nun rızasını kazanmak için ve yalnızca O’na yönelerek dua ve ibadet ederim; ancak O’nun egemenlik ve otoritesine boyun eğerek yaşarım ve ancak O’nun uğrunda canımı veririm! Hayatını Allah’a adayan Hz. İbrahim, çocuk yetiştirme hususunda da bizlere örnek olmuş ve hakka teslimiyetin sembolü olan Hz. İsmail’i yetiştirmiştir. Bütün ana-babalara örnek olacak şu duayı tüm zamanlardaki nesli için yapmıştır: “(O hâlde) Ey Rabbim, beni ve soyumdan gelen insanları namazda devamlı ve duyarlı kıl; hakkıyla namazı ikame edenlerden et. “Ey Rabbimiz! Dua(lar)mı kabul buyur.” [7] Hz. İbrahim oğluna gerekli eğitimi verdikten sonra bu duayı yapmıştır. Nesline sahip çıkmış ve imanı muhafazada namazın önemine vurgu yapmıştır. Duada örtük bir........

© Mir'at Haber