Devlerin alacakaranlığı
Bir zamanlar ufku kaplayan devasa çelik gövdeler, okyanusları bölen donanmalar ve trilyon dolarlık sarsılmaz güç gösterileri... Dünya yüzünü her yeni döneme döndüğünde, gücün tanımı ve mertebesi de yeniden yazılır. Çölün üzerindeki mülteci çadırlarından yükselen toz bulutunun hemen ardında, sessizce havalanan küçük bir insansız hava aracını düşünün. Milyarlarca dolarlık devasa savunma sistemlerinin, yüksek teknolojiyle örülmüş görünmez duvarların içinden süzülüp geçen o pervaneli araç, sadece askeri bir teknoloji değildir. O, klasik doktrinlerin ağır yükü altında bükülen eski dünyanın usulca kenara çekildiğini, bilginin, hızın ve zekânın yeni bir terazi kurduğunu haber veren simgesel bir işarettir. Gökyüzüne bakan bir çocuğun hayal gücüyle birleştiğinde o manzara bize şunu fısıldar: Hiçbir mutlak güç, değişimin, hakikatin ve zamanın ruhunun önüne geçemez. Devasa yapıların gölgesi kısaldıkça, insanlık adeta bir devlerin alacakaranlığına şahitlik etmektedir.
Son dönemde Orta Doğu'dan Atlantik'e kadar uzanan geniş coğrafyada yaşanan askeri, ekonomik ve diplomatik hareketlilikler, ezberlerin bozulduğu yeni bir çağa girdiğimizi açıkça gösteriyor. Yıllarca trilyonlarca dolar harcanarak inşa edilen kalkanların, devasa uçak gemisi gruplarının ve kaba kuvvete dayalı güvenlik mimarilerinin faturası, artık sürdürülemez bir noktaya ulaşmıştır. Birkaç bin dolarlık hafif sistemlerin, milyon dolarlık önleme füzelerini işlevsiz kılabilmesi, sadece teknolojik bir sürpriz veya ekonomik bir dengesizlik değildir. Asıl mesele, kibrin, dayatmanın ve tek taraflı müdahalelerin artık sahada karşılık bulamamasıdır. Bir çöl karakolunun gölgesinde bekleyen bir askerin "Biz burada kimin adına ve ne amaçla bulunuyoruz?" sorusu, cephedeki en sıcak çatışmadan çok daha derin bir kırılmayı ifade eder.........
