Ebu Zuhur’da gece yarısı: Asılsız istihbarat ve Kıbrıs senaryosu
Dünkü yazımda Yunan savunma basınının KKTC’deki Türk askerini hedef tarifi içine yerleştirmesini ele almıştım. Peki bu dil nereden besleniyor? Cevap Suriye’de…
18 Ağustos gecesi İsrail, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne sekiz hava saldırısı düzenledi. Üssün pisti ve depoları vuruldu, can kaybı meydana gelmedi. Tesis 2013’ten bu yana faal bir hava üssü değildi; Esad’ın devrilmesinden sonra yeni Suriye ordusunun eğitim merkezi olarak kullanılıyordu. Yani vurulan yer hazır bir tehdit unsuru değil, ordusunu yeniden kuran bir devletin askeri eğitim merkeziydi.
Saldırı boşlukta gerçekleşmedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 6 Ağustos’ta İsrail’in tekrarlanan saldırılarıyla Suriye’nin güvenliğini tehdit ettiğini söylemiş, toprak bütünlüğüne saygı göstermesi için İsrail’e baskı yapılması çağrısında bulunmuştu. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönük uyarılarında, Suriye’nin askerî kapasitesinin kendileri için tehdit oluşturacak biçimde güçlenmesine izin vermeyeceklerini belirtmişti.
Asıl mesele saldırının gerekçesinde…
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Mario Nawfal’a verdiği ve 23 Ağustos’ta Türk basınına yansıyan röportajı perde arkasını anlatıyor. Barrack’a göre İsrail tarafı, saldırıdan altı gün önce Washington’a şu mesajı iletmiş: “Bu sahaya bir Türk intikali olabileceğine dair bazı istihbaratlar var ve bu durumdan son derece endişe duyarız.” ABD kendi istihbarat birimleriyle iddiayı araştırmış. Sahada ne Türk askeri var ne de Türk askerî unsuru. Barrack’ın cümlesi açık: “Durumun böyle olmadığını........
