menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD/İsrail - İran Savaşı’nın Türkiye’ye Fısıldadığı Stratejik Gerçekler ve Ortadoğu’da Yazılan Yeni Harp Kitabı

48 0
26.03.2026

Bir sabah uyandık ve dünya yeniden değişti. 28 Şubat 2026’da “Aslanın Kükreyişi” ve “Destansı Gazap” kod adlarıyla başlayan saldırılar, sadece İran’ın değil, bölgesel dengelerin tamamının sarsıldığı bir dönüm noktası oldu.

Bu savaş, bize modern savaşın, füzelerin menzilinden çok daha derin bir gerçeği haykırıyor: Artık savaşlar, sadece cephelerde değil, enerji hatlarında, diplomasi masalarında ve milletlerin stratejik sabır testlerinde kazanılıyor. Ve bu ateşin yansıdığı her yer, Türkiye için paha biçilmez bir tecrübe dershanesi haline gelmiş durumda.

Savaş, beklenenin aksine, yalnızca yıldırım savaşlarıyla sınırlı kalmadı. Yaklaşık bir aydır süren çatışmalarda ABD ve İsrail, İran’da dokuz bini aşkın hedefi vururken, bir taraftan da kendileri de misillemelerle karşı karşıya kaldı.

Verilere göre, saldırılarda aralarında nükleer güçle çalışan uçak gemileri, B-52 bombardıman uçakları ve Patriot ile THAAD gibi ileri füze savunma sistemleri sahaya sürüldü. İran ise “Gerçek Vaat 4” operasyonuyla sadece İsrail’i değil, bölgedeki ABD üslerini ve hatta Basra Körfezi’ndeki kritik enerji altyapılarını hedef alarak, savaşın tüm coğrafyaya yayılabileceğini gösterdi.

Özellikle Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, küresel enerji fiyatlarını fırlatırken, bize stratejik geçiş noktalarının sadece askerî değil, ekonomik birer silah olduğunu bir kez daha öğretti.

Bu, bir ülkenin savunmasının, kendi sınırlarının çok ötesinde, deniz yollarında ve enerji hatlarında başladığının en canlı ispatıdır. Mart başı itibarıyla İran’ın 540’tan fazla füze ve 1.450’nin üzerinde drone kullandığı; bazı Körfez ülkelerinin yüzlerce hava hedefini önlediği bildirildi.

Uzmanlara göre saldırı tarafının harcadığı her 1 dolara karşılık savunma tarafı 20 ila 28 dolar harcayabiliyor. Bu, modern savaşın sadece “güçlü silah” değil, dayanıklı savunma ekonomisi gerektirdiğini ortaya koyuyor.

Bu ateş çemberinde Türkiye’nin konumu hem risk hem de benzersiz bir fırsat penceresidir. Siyasî aktörlerin “Asıl rejim değişikliği İsrail’de yaşanmalı” vurgusu, savaşın sadece askerî boyutunu değil, bölgesel adâlet ve ittifak dengelerini de sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor.

Pakistan, Mısır ve Türkiye’nin savaşı sonlandırma çabalarını kolaylaştıran bir rol üstlenmesi, Türkiye’nin bölgede merkez bir ülke olarak vazgeçilmez bir denge unsuru olduğunu gösteriyor.

Daha da önemlisi, savaşın ilk günlerinden itibaren Türkiye, İran’dan geldiği bildirilen üç füzeyi NATO sistemleriyle önledi; bunun üzerine Malatya’daki NATO radar üssü çevresine ve Adana’ya ek Patriot sistemleri konuşlandırıldı.

Bu, iki gerçeği birden gösteriyor: Birincisi, Türkiye’nin coğrafyası onu bölgesel krizlerin........

© İstiklal