10 yıl sonra ilk kez cezaevinden İlke TV’ye konuştu | Bekir Kaya: ‘Silah bırakmak bir başlangıçtır, güvence ise toplumsal dönüşüm’
Bekir Kaya’nın hikayesi, Türkiye’nin son 25 yılındaki siyasal ve toplumsal kırılmaları anlamaya imkân veren hikayelerden biri. Avukatlıktan yerel siyasete geçiyor. 2009’da Van Belediye Başkanı, 2014’te Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçiliyor. 2011 Van depreminde şehrin en zor günlerinde belediye başkanlığı yapıyor. İki kez tutuklanıyor, 10 yıldır Silivri Cezaevi’nde yeni adıyla Marmara 9 No.’lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda.
Ama Bekir Kaya’yı yalnızca belediye başkanlığı, davaları ve cezaeviyle anlatmak eksik kalır. Onu tanıyanların anlattığı bir Bekir Kaya daha var: Van’da deprem zamanı arabasını durduran dört-beş yaşındaki çocuklara verdiği sözü hatırlayan bir belediye başkanı. Diyarbakır’ı yüksek binalarından değil, kaybolduğu sokaklardan ve yıllarca domino oynadığı yaşlı bir adamdan hatırlayan bir şehir insanı. 2001’de Abdullah Öcalan’la avukat olarak yaptığı görüşmede duyduklarını yıllar sonra yeniden değerlendiren bir siyasetçi.
Uzun zamandır kamuoyuna konuşmuyordu, röportaj taleplerini kabul etmiyordu. Silivri’deki bu görüşmemiz, uzun süren sessizliğinin ardından verdiği ilk söyleşi. Hatta kendisini ziyarete gelirken bir gazeteci arkadaşımın “Bakalım sen ikna edebilecek misin?” dediğini aktarıyorum. Ben de “İkna eder miyim bilmiyorum ama etmezse hal hatır sorar, sohbet ederim” dedim ona deyip, beni kabul ettiği için teşekkür ediyorum.
Banu Güven’in mahsus selamıyla sohbete başlıyoruz. Çünkü bu görüşmeye gelmeden bir gün önce bana anlattıklarını Bekir Kaya’ya da sormak istiyorum. 2011’de Van depremi yaşanır yaşanmaz Banu Güven, kamerasını alıp Van’a gitmiş. O dönem NTV’den yeni ayrılmış ve işsiz bir gazeteci. Orada Banu Güven’i Bekir Kaya karşılamış, deprem bölgesini birlikte dolaşmışlar. Bir sokakta Bekir Kaya’nın arabasını küçük çocuklar durdurmuş. Dört-beş yaşlarında çocuklar, “Gelecektin, söz vermiştin bize. Gelmedin. Hani gelecektin, biz seni bekledik” demişler. Bekir Kaya da “Affedin çocuklar haklısınız. Ama benim çok misafirlerim oluyor. Söz, geleceğim” demiş.
Banu bunu anlattıktan sonra, “Bir belediye başkanının bir şehirle, o şehirde yaşayanlarla ve çocuklarla kurduğu ilişki, onun nasıl bir belediye başkanı olduğunu da gösteriyor. Böyle bir belediye başkanıydı Bekir Kaya” dediğini söylüyorum.
“Bizim oralarda yerel yönetici olmak böyle bir şey. İstanbul gibi değil. Burada belediye başkanının yüzünü görmek bile çok zor. Yerel siyasetçi olacaksanız buna mecbursunuz, bu sizin vazifeniz.”
Mahcubiyetle ve kendini görünmez kılarak verdiği bu cevabın, sohbetimiz ilerledikçe, olgunluğunun ve nezaketinin bir parçası olduğunu düşünüyorum.
‘Silahların bırakılması gerekiyordu, siyasete alan açılması gerekiyordu’
Geçtiğimiz hafta çıkan Çerçeve Yasa’yı, Kürt meselesinin çözümünü, silahların bırakılmasını ve bütün bu süreci nasıl değerlendirdiğini soruyorum. 2001’de Abdullah Öcalan’ı avukat olarak ziyarete gittiğinde bizzat ondan duyduklarını hatırlayarak başlıyor söze. Bekir Kaya belediye başkanı olmadan önce avukattı. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.
“Silahların bırakılması, artık siyasetin mücadelenin temel yöntemi olması ve ortak yaşam vurgusunu Abdullah Öcalan 2001’de de söylemişti.”
“Ben bunu ondan dinlediğimde şaşırdım biraz ve biz o zaman onu yeterince anlamadık. Ziyaret dönüşü hem meslektaşlarıma hem Kürt siyasi çevrelerine bunu anlattım. Ama o zaman bu yeterince anlaşılmadı.”
‘Şimdi konuşulan süreç bugün ortaya çıkmadı’
Kaya’ya göre şimdi konuşulan süreç, bugün ortaya çıkmadı.
“Demek istediğim şu.........
