menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Disiplin Hukukunda Kanunilik Güvencesi

44 0
25.09.2026

Başvurucunun, ortaöğretim kurumunda örgün eğitim öğrenim dışına çıkarma disiplin cezası alması sonrasında eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi (AYM); eğitim öğrenim hakkını nerede ise tümü ile ortadan kaldıracak nitelikte olan disiplin cezası yoluyla müdahalenin yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'ne ve dolayısıyla bu hakkın sınırlandırılmasının Anayasa m.13'e açıkça aykırı olarak, yani yasal düzenleme olmadan sadece bir idari işleme dayandığı, idari işlemin dayanağını teşkil eden Yönetmeliğin de disiplin yaptırımları bakımından çerçevesini çizen şekli anlamda kanunun da bulunmadığı gerekçeleriyle, yapılan müdahalenin en başta “kanuni dayanağı” olmadığından, eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 06.03.2024, Başvuru no: 2020/34927).

Bu karar özellikle; AYM'nin bireysel başvurularda yaptığı kanuni dayanak, meşru anayasal amaç ve ölçülülük şeklindeki inceleme kriterlerini anlayabilmek bakımından önemlidir.

1982 Anayasası “kanunilik” ilkesine ilişkin iki temel kurala yer vermektedir. Bunlardan birincisi, Anayasanın “suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) gibi, AYM de bireysel başvuruları incelerken “suç” ve “ceza” kavramlarını özerk biçimde yorumlamakta ve iç hukukta klasik anlamda “suç” veya “ceza” teşkil etmeyen bazı kural ve yaptırımları da “suçta ve cezada kanunilik” kapsamında değerlendirmektedir.

Bu doğrultuda AYM; örneğin idari para cezalarını “ceza” kategorisine dahil etmekte ve daha esnek uygulanabileceğini belirtmekle birlikte, idari para cezalarına ilişkin uyuşmazlıklarda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin uygulanacağını kabul etmektedir.[1] Buna karşın, disiplin suçları ve cezaları için durum biraz farklıdır. Her ne kadar AYM norm denetimine ilişkin bazı kararlarında Anayasa m.38’in disiplin hukukunda uygulanabileceğini kabul etmişse de[2] Mahkemenin bireysel başvuru kararlarında aksi yönde bir eğilim içinde olduğu görülmektedir. Gerçekten AYM; birçok kararında kişiye isnat edilen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenip düzenlenmediği, bu eylemlerin herkes tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olup olmadığı ve disiplin yaptırımının hürriyeti bağlayıcı ceza sonucuna neden olup olmadığı ölçütlerini uygulayarak, çeşitli disiplin yaptırımlarının Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.7’nin ortak koruma alanı dışında kaldığını kabul etmiştir.[3] Disiplin cezalarının bireysel başvuru hukukunda “ceza” olarak nitelendirilmemesi, bunlara ilişkin uyuşmazlıkların suç isnadının karara bağlanmasına ilişkin uyuşmazlıklar olarak kabul edilmemesi ve buna bağlı olarak adil/dürüst yargılanma hakkının (Anayasa m.36, İHAS m.6) cezai boyutunun kapsamına alınmaması sonucunu doğurmaktadır.

Bununla birlikte, disiplin cezalarına ilişkin uyuşmazlıkların bireysel başvuruya konu edilemeyeceğini ve kanunilik güvencesinin disiplin hukukunda uygulanamayacağını söylemek de doğru değildir. Burada, “kanunilik” ilkesine ilişkin ikinci anayasal güvence gündeme gelmektedir. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini belirtmektedir. Disiplin cezasının bir temel hakka veya hürriyete müdahale teşkil etmesi durumunda, m.13’de öngörülen kanunilik güvencesi devreye girmekte ve disiplin suçu ile cezasının kanunla düzenlenip düzenlenmediği incelenmektedir. Bu inceleme sonunda AYM; disiplin suçunun veya cezasının kanuna........

© Hukuki Haber