menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Değerli kalem Saime Fındıkçı ile özden söze

3 0
17.10.2026

Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa yazı dizim kapsamında, edebiyatımıza emek veren kalemleri tanımak, onların düşünce dünyalarına yakından bakmak ve edebî birikimlerini okurlarımızla buluşturmak amacıyla söyleşiler gerçekleştiriyorum.

Bu söyleşiler aracılığıyla şair ve yazarlarımızın sanat anlayışlarını, yazma serüvenlerini, edebiyata bakışlarını ve kültürel değerlerimizin yaşatılmasına yönelik düşüncelerini görünür kılmayı önemsiyorum.Her söyleşinin, edebiyatımızın hafızasına küçük de olsa bir katkı sunmasını; kalemlerin, eserlerin ve emeklerin unutulmamasına vesile olmasını diliyorum.

Bu kez konuğum Şair ve Yazar kimliğiyle Sayın Saime Fındıkçı. Kendisiyle şiirin insan hayatındaki yerini, yazarlık yolculuğunu, toplumsal hafızanın edebiyat aracılığıyla korunmasını ve vefa kavramının sanat dünyasındaki anlamını konuştuk.

Keyifli okumalar dilerim.

Sayın Saime Fındıkçı, “Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizimiz kapsamında gerçekleştirdiğimiz söyleşimize hoş geldiniz.

Kendinizi tanıtır mısınız? Saime Fındıkçı kimdir?

1971 yılında Artvin’de doğdum. Altı kardeşiz; bir erkek, beş kızız. İlk, orta ve lise öğrenimimi Hopa’da tamamladım. Üniversite sınavında derece yapmama rağmen başörtüsü yasağı nedeniyle üniversiteye gidemedim. Aynı yılın eylül ayında evlenerek Edremit’e yerleştim. Bir kız, bir erkek olmak üzere iki çocuğum var. İkisi de diş hekimi. Kızım evli ve iki torunum var.

Üniversite hayalimden ise vazgeçmedim. Üç yıl önce, tam 35 yıl aradan sonra yeniden üniversite sınavına girdim ve 40 bininci sırada yer aldım. Hâlen Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyim. Yıllar sonra da olsa eğitim hayalimin peşinden gitmek benim için çok kıymetli.

Edebiyata ilginiz nasıl başladı? Çocukluğunuzdan bugüne sizi yazmaya yönlendiren süreci anlatır mısınız?

İlkokul öğretmenim merhum Orhan Erdoğan’ın edebiyata yönelmemde büyük payı olduğunu söylesem yanılmış olmam. Bize kitap okumayı çok sevdirdi. Ben de o yıllarda çok kitap okudum. Hatta dönemin şartları düşünüldüğünde, bazen imkânsızı başardığımızı söyleyebilirim. Kemalettin Tuğcu’nun, Agatha Christie’nin, Barbara Cartland’ın ve Kerime Nadir’in kitaplarını bulup okuyor, eserlerinin bütün serilerini takip ediyordum.

Liseye geldiğimde yazmaya başladım. İlk 8’lik şiir denemelerim lisede oldu. Kompozisyon yarışmalarına katıldım ve birçok birincilik kazandım. Günlük de tutmaya başlamıştım. Ancak okul bittikten sonra evlenmem ve çocuklarımın dünyaya gelmesiyle kitap okumayı hiç bırakmasam da yazmaya yeterince vakit ayıramadım.

Bu durum 2004 yılına kadar devam etti. Çevre Bakanlığının düzenlediği bir öykü yarışmasında ikinci oldum. Bu başarı, yeniden yazmaya başlamama vesile oldu. Küçük öyküler, hikâyeler ve şiirler kaleme almaya başladım.Beş yıl önce katıldığım bir şiir yarışmasında ise birincilik kazandım. Ödül olarak şiirim, fon müziği eşliğinde seslendirilerek video hâline getirildi ve sosyal medyada paylaşıldı. Asıl hikâyem işte o zaman başladı.

Şiir, öykü ve roman yazıyorsunuz. Kendinizi bu türlerden hangisine daha yakın hissediyorsunuz?

İlk şiir kitabınız Mülteci Gönlüm nasıl ortaya çıktı? Kitabın adının sizin için özel bir anlamı var mı?

Sözünü ettiğim şiir yarışmasından sonra şiir yazma yeteneğimi fark ettim. Sürekli yazmaya başladım. Buna ilham mı dersiniz, başka bir şey mi bilmiyorum; gece gündüz kelimeler dökülüyordu kalemimden.

Şiirlerim özellikle sosyal medyada çok beğeniliyor, radyolarda okunuyordu. Bu süreçte bir yayınevi benimle iletişime geçti. Şiirlerimin çok güzel olduğunu ve geniş kitlelere ulaştığını söyleyerek bu ilgiden yararlanıp bir şiir kitabı çıkarmayı teklif ettiler. Ben de büyük bir heyecanla kabul ettim. Kendimi, hayal bile etmediğim bir olayın ortasında buldum.

O günlerde,“Mülteci bir gönlüm var, kovuldum kapından…”dizeleriyle başlayan şiirim oldukça meşhur olmuştu. On kişi tarafından seslendirilmiş, şiir için klipler hazırlanmıştı. Bu şiir beni anlatıyordu. Kitabıma bu nedenle Mülteci Gönlüm adını verdim.

Edremit’ten Bir Tren Geçti adlı romanınızın hikâyesini ve yazım sürecini anlatır mısınız?

Bu, gerçek bir hikâye. Gazeteci bir büyüğüm benden bu hikâyeyi yazmamı istedi. Elinde trenle ilgili gerçek bilgi ve belgeler vardı. Bunlardan yararlanarak gerçek bir hikâyeyi anlatan roman yazmamı istedi. Ben de o bilgi ve belgeleri okudum, araştırdım ve yazmaya başladım. Gerçek olaylara dayanan tarihî bir roman yazmak aslında zor bir iş. Hem kurguyu devam ettirmek hem de tarihî süreci gerçeklikten uzaklaşmadan anlatmak dikkat ve çaba gerektiriyor. Roman çok uzun olmamasına rağmen tamamlamam iki buçuk yılımı........

© Haberton