Kadının Yeni Yükü: Her Şeye Yetişmek
Güçlü olmakla, sürekli güçlü kalmak zorunda bırakılmak aynı şey değil.
Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşım bana son derece samimi bir şekilde sordu:
“Bu kadar yoğun bir hayatın içinde gerçekten her şeye yetişebiliyor musun?”
Soruyu duyduğumda ilk aklıma gelen cevap çok netti:
Ama mesele zaten bu değildi.
Asıl mesele, neden her şeye yetişmem gerektiğine bu kadar inandığımdı.
Belki bugün pek çok kadının taşıdığı yük tam da burada başlıyor. Çünkü modern hayat kadınlara yalnızca daha fazla imkân sunmadı; aynı zamanda daha fazla rol de yükledi.
Kadın artık eğitim alıyor, çalışıyor, üretiyor, yönetiyor, kendi parasını kazanıyor, kamusal hayatta daha görünür oluyor. Bunların her biri kuşkusuz çok kıymetli kazanımlar.
Fakat bir yerde çok önemli bir dönüşüm yaşandı:
“Yapabilirsin” cümlesi, sessizce “hepsini yapmalısın” cümlesine dönüştü.
İşinde başarılı olmalısın.Ailene yetmelisin.İlişkilerini ihmal etmemelisin.Bakımlı görünmelisin.Sosyal olmalısın.Sağlıklı yaşamalısın.Kendini geliştirmelisin.Okumalısın.Gezmelisin.Üretmelisin.İyi hissetmelisin.
Ve mümkünse bütün bunları yaparken yorulduğunu da fazla belli etmemelisin.
İşte tam burada özgürlükle performans arasındaki sınır bulanıklaşıyor.
Çünkü bir şeyi yapabilmek özgürlüktür.
Ama onu yapmak zorunda hissetmek, bambaşka bir şeydir.
Kadınların kamusal alandaki rolleri genişlerken ev içindeki görünmeyen sorumlulukların aynı oranda azalmadığı gerçeği, sosyolojide uzun zamandır tartışılıyor. “İkinci vardiya” kavramı da tam olarak bunu anlatıyor: ücretli iş bittikten sonra başlayan, çoğu zaman görünmeyen ev ve bakım emeğini.
Fakat bana kalırsa bugün kadınların hayatında bunun yanına bir üçüncü vardiya daha eklendi:
Kendini sürekli geliştirme ve kanıtlama vardiyası.
Artık sadece çalışmak yetmiyor.
Başarılı çalışmak gerekiyor.
Sadece iyi olmak yetmiyor.
Daha iyi bir versiyonuna dönüşmek gerekiyor.
Travmalarını çöz.Sınırlarını belirle.Daha iyi iletişim kur.Daha sağlıklı beslen.Spor yap.Kendine yatırım yap.Daha çok oku.Daha çok öğren.Daha çok üret.
Ve bütün bunların arasında hayatın tadını çıkarmayı da unutma.
İnsan bazen düşünüyor:
Hayat mı yaşıyoruz, yoksa kendimizin hiç tamamlanmayacak bir projesini mi yönetiyoruz?
Üstelik mesele yalnızca yapılan işlerin çokluğu da değil.
Bence asıl yorucu olan, sürekli düşünmek zorunda olduğumuz şeylerin çokluğu.
Psikolojide ve sosyal bilimlerde “zihinsel yük” olarak tanımlanan mesele tam da burada karşımıza........
