Hac Mekke’den Dönünce Başlar (4) Reddedişten Takdime, Vedadan Sadakate
Terviye günü kalbinde takva azığını hazırlayan, Arafat’ta kendini bilen, Müzdelife’de kararını olgunlaştıran, Mina’da iradesini davranışa dönüştüren hacı için artık haccın son merhaleleri başlar. Kurbanda Allah için takdim ahlakı görünür hâle gelir, tıraşta yenilenme işaretlenir, ziyaret ve veda tavaflarıyla dönüşün emaneti kalbe mühürlenir.
Mekke’nin hacıya bıraktığı emanet, yalnız menasikin son halkalarıyla sınırlı kalmaz. Bu mübarek şehirde Hira’nın vahiy sabahı ve Sevr’in hicret sükûneti de hacının dönüş yoluna ayrı bir mana katar. Böylece bu yazımızda hac yolculuğunun son menasikleriyle Mekke’nin iki büyük nübüvvet hatırasını birlikte ele alacağız. Kurban, tıraş, ziyaret tavafı ve veda tavafı hacıdaki teslimiyet, arınma ve sadakat bilincini tamamlar; Hira ve Sevr ise bu bilinci ilim, tefekkür, hicret ahlakı ve sünnet istikametiyle derinleştirir. Hac burada tamamlanırken asıl imtihanın dönüşte başlayacağını bir kez daha hatırlatır.
KURBAN: KALBİ HAZIRLANMIŞ KULUN TAKDİMİ
Cemrelerden sonra kurban gelir. Bu sıralama da anlamlıdır. Önce kötülüğe karşı tavır alınır, ardından Allah’a takdim gerçekleşir. Mina’da hayvan kesilir; fakat asıl kesilmesi gereken nefsin hevasıdır. Mala olan aşırı bağlılık, itibara duyulan tutku, kulun kalbini Allah’tan uzaklaştıran görünmez zincirler.
Kesilen her kurbanla Hazreti İbrahim ile Hazreti İsmail’in imtihanı yeniden hatırlanır. Baba emre teslim olur, evlat rızaya bürünür. Biri cananından, diğeri canından vazgeçmeye hazır. İnsanlık tarihinin en büyük teslimiyet sahnelerinden biri. Söz yok, direnç yok, yalnız rıza.
Hazreti İsmail’in dilinden dökülen söz, teslimiyetin ne kadar derin bir kıvam olduğunu gösterir: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” (Sâffât 37/102). Bir çocuk söyler bunu; fakat sesi çağları aşar. Sözün sustuğu, teslimiyetin konuştuğu bir andır o an. Baba susar, evlat razı olur, gök rahmetle açılır. Hazreti İbrahim’in suskunluğunda emre sadakat, Hazreti İsmail’in cevabında rıza, gökten gelen koçta ise rahmetin sonsuzluğu saklıdır.
Hazreti İbrahim ile Hazreti İsmail’in teslimiyet sahnesinde rahmet, ilahî bir armağanla tecelli eder. Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat, “Biz ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” (Sâffât 37/107) beyanıyla hatırlatılır. Gökten indirilen koç, yalnız bir bedel değildir; teslimiyete verilen ilahî ikramın, rızaya açılan rahmet kapısının, Allah’ın kulunu zayi etmeyeceğinin büyük nişanesidir. Böylece kurban, insanın Allah için vazgeçmeye hazır olduğu anda rahmetin nasıl yetiştiğini gösteren kutlu bir hatıraya dönüşür.
Bu ilahî armağanın bugüne taşınması, yalnız kurban kesmekle sınırlı kalmaz. Mümin, kendisine emanet edilen nimetleri Allah yolunda paylaşmayı, sahip olduklarını rahmete dönüştürmeyi, elindeki imkânları kardeşinin sofrasına, yetimin sevincine, mazlumun umuduna, ümmetin yarasına ulaştırmayı öğrenir. Koçun indirilişi, bize şunu hatırlatır: Allah için verilen hiçbir şey kaybolmaz; sadakat rahmete, teslimiyet ikrama, takdim berekete dönüşür. Hacı Mina’da kurbanını keserken bu armağanın manasını da kalbine alır; memleketine döndüğünde ise hayatını başkalarına rahmet taşıyan bir emanete dönüştürmeye niyet eder.
Ahzâb suresinde bu teslimiyet şu kesin ölçüyle bildirilir: “Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman mümin erkek ve mümin kadınlar için o işte tercih hakkı yoktur.” (Ahzâb 33/36). İmanla yoğrulmuş kalpler, ilahî hüküm karşısında kendi arzusunu merkeze almaz; rızayı, teslimiyeti ve sadakati seçer.
Mina’da akıtılan kurbanın kanı, bir hayvanın canından öte nefsâniyetin, kibrin, cimriliğin ve benlik davasının da toprağa bırakılışını temsil eder. Tavafta yöneliş, sa’yde arayış, Arafat’ta duruş, Müzdelife’de bekleyiş, cemrelerde reddediş. Mina’da ise takdim. Bütün bu merhalelerden geçerek kesilir kurban; kalbi hazırlanmış bir kulun Rabbine sunduğu ahit olur böylece.
Milyonların aynı niyetle, aynı vakitte, aynı mekânda buluşması insanlık tarihinin en büyük tevhit sahnelerinden biridir. Orada ırklar, diller, ülkeler, renkler farklı; nida bir, kıble bir, Rab bir. Mina’da kesilen kurbanın eti ihtiyaç sahiplerine ulaştığında ibadet sosyal bir merhamete açılır.
Kurban, kulun kalbindeki sahiplik iddiasını törpüler. Allah için verilemeyen şey, zamanla kalbi esir alabilir. Verilen şey eksilmez; niyet temizse berekete, duaya, kardeşliğe ve rahmete dönüşür. Hacı döndüğünde kurbanın ruhunu hayatına taşımalıdır. Bir ihtiyaç sahibinin sofrasına katkı, bir öğrencinin önünü açmak, bir mazlumun yükünü hafifletmek, bir yetimin yüzünü güldürmek… Mina’da bıçakla görünür olan fedakârlık, hayatta merhametle, infakla ve gönül almakla devam eder.
Hacı Mina’da kurbanını keser, asıl imtihan dönüşte başlar. Nefsinin cimriliğini kesebiliyor mu? Kalbindeki benlik davasını küçültebiliyor mu? Kardeşinin derdini kendi derdi bilebiliyor mu? Kurban bir günde kesilir; fakat o günün öğrettiği fedakârlık ömür boyu sürmelidir.
TIRAŞ: ARINMANIN GÖRÜNÜR İŞARETİ
Kurbanın ardından hacı saçını tıraş eder ya da kısaltır. Kul başından bir parça bırakır geride. Günahlarıyla, gafletleriyle, benlik iddialarıyla vedalaşmaya niyet eder. İhramla bir arınma yolculuğu olarak başlamıştı hac, tıraşla bu arınma görünür bir işarete kavuşur.
İhramda dışarıdaki süslerden arınan hacı, tıraşta içindeki eski ağırlıklardan bir parça daha vazgeçer. Saç telleri dökülürken kalpte yeni bir başlangıç arzusu belirir. Kul hâliyle der ki: “Ben geldim, durdum, yürüdüm, aradım, bekledim, reddettim, takdim ettim. Şimdi yenilenmek istiyorum.” Sözsüz bir dua. En güçlü dualar çoğu zaman sözsüz olanlarıdır.
Eski hâlden bir parça bırakmak, saçtan bir tutam eksiltmekle tamamlanmaz; inciten sözleri, yorucu alışkanlıkları, kırıcı tavırları, kibri, ertelemeyi ve gafleti de geride bırakmayı gerektirir. Saçtan düşen her tel kalbe şunu hatırlatır: Eski yükleri taşıyarak yeni bir hayata yürünmez.
Tıraş, hacıya yenilenmenin görünür nişanesini verir; asıl yenilenme ise dönüşte başlar. Saçtan düşen her tel bir soruyu da yere bırakır: Eski hâlimden gerçekten bir şey bıraktım mı, yoksa yalnız saçım mı kısaldı?
ZİYARET TAVAFI: TESLİMİYETİN KÂBE HUZURUNDA TAMAMLANIŞI
Kurban ve tıraştan sonra hacı yeniden Kâbe’ye yönelir. Ziyaret Tavafı, hac menasikinin en önemli rükünlerinden biridir. Kul, Arafat’ın gözyaşıyla, Müzdelife’nin sükûnetiyle, Mina’nın kararlılığıyla döner Beytullah’a. İlk gördüğü Kâbe ile şimdi döndüğü Kâbe aynı Kâbe’dir; fakat hacının kalbi artık başka bir kıvama ulaşmıştır.
Vuslatın daha derin bir halkası gibidir bu tavaf. Her şavtta biraz daha berraklaşır niyet, her dönüşte biraz daha kuvvetlenir ahit. Kâbe’ye bakışı artık daha derindir hacının. Arafat’tan geçmiş, Müzdelife gecesini yaşamış, Mina’da taşını atmış, kurbanını takdim etmiştir. Aynı merkezin etrafında başka bir kalple döner şimdi. Daha hafif, daha berrak, daha mahcup.
Ziyaret Tavafı, menasiki tamamlayan kulun Kâbe’ye dönüşü ve ahdinin mühürlenmesidir. Hacı burada Arafat’ta verdiği sözün, Müzdelife’de olgunlaştırdığı kararın, Mina’da davranışa dönüştürdüğü iradenin Beytullah huzurunda tasdikini yaşar. Kalp, bütün yolculuğun hasılasını Kâbe’nin etrafında yeniden okur.
Bu mühür Mekke’de kalmamalıdır. Ahdini bozmadan yaşamak, niyetini berrak tutmak, kararlarını gevşetmemek, kalbini yeniden dağınıklığa teslim etmemek bu tavafın hayattaki karşılığıdır.
REDDEDİŞİN TEKRAR TEKRAR MİNA’DA TAZELENMESİ
Ziyaret Tavafı’nın ardından hacı Mina günlerinde cemrelere tekrar yönelerek reddediş ve kararlılık terbiyesini........
