Zülkarneyn’in Seddi ve İnsanlığın Unuttuğu Denge
Bazen bir hakikat, yüzyıllar öncesinden seslenir…
Ama onu duyabilmek için sadece okumak yetmez, anlamak gerekir.
Kur'an-ı Kerim’de yer alan Kehf Suresi, çoğu zaman Ashab-ı Kehf kıssasıyla hatırlanır. Oysa surenin ilerleyen bölümlerinde anlatılan Zülkarneyn kıssası, bugünün dünyasına da ışık tutan derin bir mesaj barındırır.
Zülkarneyn, iki dağ arasına bir set inşa eder. Bu setin yapımında özellikle iki madde dikkat çeker: demir ve erimiş bakır.
Bu sadece bir inşaat detayı değildir.
Bu bir semboldür.
Demir…
Gücün, dayanıklılığın ve direncin simgesi.
Bakır…
İletkenliğin, akışın ve dengeyi sağlayan yapının.
Kur’an bu iki maddeyi yan yana verirken aslında bize şunu söylüyor olabilir:
“Sağlam bir yapı için sadece güç yetmez, denge de gerekir.”
Bugün modern bilim ne diyor?
İnsan vücudu için demir, oksijen taşınmasında hayati rol oynar. Eksikliğinde halsizlik, unutkanlık ve bağışıklık zayıflığı ortaya çıkar.
Bakır ise çoğu kişinin bilmediği ama en az demir kadar kritik bir elementtir. Sinir sistemi, bağışıklık ve enerji üretiminde görev alır. Demirin vücutta doğru kullanılabilmesi için de bakıra ihtiyaç vardır.
Yani…
Biri olmadan diğeri eksik kalır.
Tıpkı Zülkarneyn’in seddi gibi.
Peki biz bugün ne yapıyoruz?
Hızlı tüketim, işlenmiş gıdalar ve düzensiz beslenme ile bu iki temel elementi hayatımızdan çıkarıyoruz.
Sonra ne oluyor?
Yorgunluk, stres, odaklanma problemleri, bağışıklık düşüşü…
Modern dünyanın “normal” kabul ettiği birçok sorun, aslında vücudun verdiği bir alarmdır.
Şimdi durup düşünelim:
Yüzyıllar önce bir setin sağlam olması için demir ve bakır birlikte kullanılıyorsa…
Bugün bizim bedenimizin ayakta kalması için bu dengeye daha fazla ihtiyacı yok mu?
Buradan çıkarılacak ders açık:
Bu sadece bir kıssa değil.
Bu bir uyarı.
Peki ne yapmalıyız?
Öncelikle beslenmemizi yeniden gözden geçirmek zorundayız.
Demir açısından zengin besinler:
Kırmızı et, yumurta, ıspanak, mercimek…
Bakır açısından zengin besinler:
Ceviz, fındık, badem, kakao, tam tahıllar…
Ama mesele sadece yemek değil.
Mesele denge.
Aşırıya kaçmadan, bilinçli tüketerek, doğal beslenmeye yönelerek bu dengeyi kurmak.
Bir diğer önemli nokta:
Çay ve kahve tüketimi…
Yemeklerden hemen sonra içilen çay, demir emilimini ciddi şekilde düşürür.
Yani doğru besini yeseniz bile, yanlış alışkanlıkla etkisini yok edebilirsiniz.
Ve belki de en önemlisi:
Farkındalık.
Ne yediğimizi bilmek, neden yediğimizi anlamak…
Zülkarneyn’in seddi sadece Ye’cüc ve Me’cüc’e karşı bir engel değildi.
Aynı zamanda insana verilen bir mesajdı:
“Güçlü olmak istiyorsan, doğru malzemeyi doğru şekilde kullan.”
Bugün bizim seddimiz ise bedenimiz.
Eğer bu bedeni ihmal edersek…
Dışarıdan gelen hiçbir tehdit değil,
içeride oluşan zayıflık bizi yıkar.
Son söz:
Belki de mesele sadece sağlıklı yaşamak değil…
İlahi bir dengeyi fark edip, ona göre yaşamaktır
